Sur'daki sokağa çıkma yasağının perde arkası!

Haberciler.com'dan Faruk Balıkçı, Sur'un sokağa çıkma yasağının tarihçesini ve o dönemlerde yaşananları haberleştirdi. Balıkçı'nın haberinde oldukça dikkat çekici vurgular var. Diyarbakır'da bulunan önemli STK temsilcileri de bu döneme ilişkin şahitliklerini anlattı

Sur'daki sokağa çıkma yasağının perde arkası!

Haberciler.com'dan Faruk Balıkçı, Sur'un sokağa çıkma yasağının tarihçesini ve o dönemlerde yaşananları haberleştirdi. Balıkçı'nın haberinde oldukça dikkat çekici vurgular var. Diyarbakır'da bulunan önemli STK temsilcileri de bu döneme ilişkin şahitliklerini anlattı

30 Kasım 2017 Perşembe 00:02
Sur'daki sokağa çıkma yasağının perde arkası!

Gazete Emek-Haberciler.com'dan Faruk Balıkçı, Sur'un sokağa çıkma yasağının tarihçesini ve o dönemlerde yaşananları haberleştirdi. Balıkçı'nın haberinde oldukça dikkat çekici vurgular var. Diyarbakır'da bulunan önemli STK temsilcileri de bu döneme ilişkin şahitliklerini anlattı. 


Habercilerden.com Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hendek ve barikatlarla başlayıp, tarihi ilçenin adeta yıkılmasıyla son bulan bir döneme ışık tutuyor. Devlet ve silahlı gruplar arasında kimler aracılık yaptı. Devlet ne söz verdi, karşılığında ne istedi. Görüşmelere kimler katıldı. Neler konuşuldu. Görüşmelere bizzat katılanların anlatımıyla, gündemi sarsacak haber habercilerden.com’da.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde aralarında tarihi ve dini yapıların da bulunduğu yüzlerce yapının yıkılmasına neden olan çatışmalar öncesinde ilk hendek ve barikatlar 2015 Eylül’ünde kazılmaya başlandı. İlçede 6 Eylül 2015 günü ilen edilen ilk sokağa çıkma yasağı sonraki gün kaldırıldı. Yasak 13 Eylül tarihinde yeniden ilan edildi. Sokağa çıkma yasağı ilanının ardından, güvenlik güçleri kısmen operasyon yapıyor ancak hendek ve barikatlardan dolayı mahalle içlerine giremiyordu. İlan edilen sokağa çıkma yasakları da operasyonların bitiminde en fazla 24 saat sonra kaldırılıyordu. İlk sokağa çıkma yasağı sonrasında zaman zaman yapılan operasyonların birinde 12 Ekim günü 12 yaşındaki Helin Şen adlı kız çocuğu öldürüldü.


25 Kasım günü Dört Ayaklı Minare yakınlarında yaşanan çatışmalarda kentin simgesi sayılan minare zarar gördü. 28 Kasım sabahı ise Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ve avukatlar Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaparak çatışmalardan tarihi ve dini yapıların zarar görmemesi için açıklama yaptı. Burada konuşan Elçi, “Tarihi Suriçi bölgesi 9 bin yıllık geçmişe sahip bu alan içerisinde surlar, camiler, kiliseler ve daha başta tarihi yapılar bulunmaktadır. biz bir çok medeniyete beşiklik etmiş ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz” dedi.


Basın açıklamasının bitimi ardından, polis takibinden kaçan iki silahlı militanın aynı sokağa doğru kaçması ve silahların patlaması ile Tahir Elçi öldürüldü. Aynı gün Sur’un 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı bir günlüğüne ilan edilip kaldırıldı. 7 Aralık günü Kurşunlu Camii’nin yakılması sonrasında basın mensupları, politikacılar ve sivillerin ilçeye girişlerine izin verildi. Bu arada ilçede kalan sivillerin çoğu kendi istekleriyle olası operasyon öncesi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Silahlı grupların ve bazı aileler ise ‘gidecek yerimiz yok’ diyerek mahallelerden çıkmadılar.


11 Aralık tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile birlikte başlayan, yüzlerce kişinin ölümüne neden operasyon ve çatışmalar ise 9 Mart 2016 tarihine kadar devam etti.

Sur ilçesinde çatışmalar öncesi ve sonrası silahlı grupların çıkarılması için Valilik, STK’lar ve DTK ile yapılan görüşmelerin ayrıntılarına gelirsek. Diyarbakır’da Eylül ayında tarihi sur ilçesinde hendeklerin kazılmasıyla birlikte, Devlet operasyon hazırlığına başladı. Kentteki sivil toplum örgütleri Başta DTK olmak üzere Baro, Tabipler Odası, DESOB, TSO, Tıcaret Borsası, Mazlum-Der, DOGÜNSİFED, DİSİAD ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisi, kent merkezinde çatışmaların başlamaması ve bir diyaloğ yalonun açılması amacıyla bir araya geldiler. Nasıl bir rol oynayacaklarını ve neler yapabileceklerini tartıştılar. Bu sırada bir taraftan hendekler kazılıyor, bir yandan da operasyonlar sürüyordu.

Öte yandan sivil toplum kuruluşları yaptıkları toplantının ardından bir diyalog grubu oluşturmuştu.


Sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan diyalog grubu hem Demokratik Toplum Kongresi (DTK) hem de Vali Hüseyin Aksoy ile görüşerek arabulucuk rolü üstlendiler. O dönemde devlet ve DTK arasında arabuluculuk yapan sivil toplum örgütü temsilcileri arasında yer alan alan Şahismail Bedirhanoğlu, bir döneme ışık tutmak amacıyla habercilerden.com’a, süreci, yaşananları., pazarlıkları anlattı.

‘Silahlarıı alıp gitseler görmezden geleceğiz’

Şahismail Bedirhanoğlu, hendenklerin kazılmasıyla birlikte dönemim Valisi Hüseyin Aksoy’un telefonla arayarak, ”Hendeklerle ilgili büyük büyük bir operasyon yapacağız” dediğini ifade ederek, ilk hendeklerin kazıldığı dönemde vali Aksoy’un bu işin sükunetle çözülmesine taraf olduğunu ve ”Sizlerin yapacağı görüşmelerde fırsat vereceğiz. Gidin nasıl yapıyorsanız yapın. Silahlarını alıp gitseler biz görmezden geleceğiz” dediğini aktardı. Bedirhanoğlu, şöyle devam etti:


”Vali Aksoy’un bu mesajını STK’lar olarak HDP’ye ilettik. Bir kaç gün içinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Operasyonlar başladı. Ancak ağır operasyon başlamamıştı. 1 Kasım seçimlerine yaklaşıyorduk. DTK’dan bizi aradılar. Görüşmemizde Kamuran Yüksek, Hatip Dicle, Ayla Akat Ata, Selma Irmak ve Emine Ayna vardı. Bize ‘Hendekler kapatılacak, insanlar çıkacak’ dediler. Biz de valilikle randevu alacağımızı belirterek, Vali Aksoy ile görüştük. Görüşmemizde Vali Hüseyin Aksoy bize, ‘Ben şu anda çok birşey yapacağımı sanmıyorum. ok yaydan çıktı. Bizi aşar dedi. Fırat Anlı, ‘Galip Ensarioğlu ile görüşelim’ dedi. Ben Galip’i aradım. Seçim bürosunda buluştuk. STK’lar olarak durumu anlattık. Valiyi arayarak irade göstermesini istedi. Galip bize ‘Ama siz de DTK’dan güvence isteyin. Boşa çıkarsam sıkıntı olur’ dedi”

Valilik ve DTK arasında dolaylı görüşmeler

Bunun üzerine tekrar DTK’ya gittiklerini kaydeden Bedirhanoğlu “Kamuran Yüksek bize ‘Sorumluluk bana aittir. orada bir daha hendek olmayacak’ dedi. Bu güvence üzerine biz tekrar Valiliğe giderek durumu anlattık. Vali Aksoy ise ‘tamam’ dedi. Tekrar DTK görüşerek görüşmeleri aktardık. ‘Biz tekrar bu durumu Vali Aksoy’a aktardık. Vali Aksoy, ‘Karşıdan tek bir mermi sıkılmadıkça, bu taraftan sıkılmayacak’ dedi” diye konuştu.
Akşama doğru ise emniyetten birinin kendisini arayarak görüşmek istediğini söyleyen Şahismail Bedirhanoğlu, ”Kendisiyle Mado da görüştük. Bana, sizler bir dizi görüşme yaptınız. Görüşmeler ışığında gece saat 2 de operasyon gevşetilecek bu insanlar çıkabilir” dedi. Kamuran Yüksek’e mesajı ilettim. Ve o gece öyle oldu, o insanlar çıktılar. Sivil mi silahsız mı bilemiyorum. Valilik İ-Kur üzerinden Sur’daki açılmış olan hendekleri kapattı. Herşey sükunetle sonuçlandı” diye konuştu.

Hendekler kapatılmış aradan iki hafta geçmişti, sivil toplum örgütü temsilcileri, oynadıkları rolün gereği olarak ta Sur’da esnafları dolaşırken, Vali Hüseyin Aksoy’dan bir telefon geldi. Aksoy “Hendekler tekrar kazılıyor” diyordu.

Bedirhanoğlu: Konsept daha sonra değişti

Elde edilen sükunetin yerini yeniden çatışmaya bırakması olasılığı heyeti yeniden harekete geçirdi. Arabulucu rolü üstlenen diyalog grubu Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek’i aradı. Bedirhanoğlu , ancak yüksek’e ulaşamadıklarını ve dolayısıyla da muhatap da bulunamadığını, artık konseptin değiştiğini söyledi. Bedirhanoğlu şöyle devam etti:
“Muhatapta yoktu artık, çözüm süreci de bozulmuştu. Ağır operasyonlar başladı. hepimiz tank top seslerini duyduk. Kendi aramızda bir toplantı yaptık. Yine de müdahil olabilir miyiz diye. Yeniden görüşmeleri başlattık. Önce valiliğe gittik. Biz böyle bir çaba sürdürsek dDevlette karşılığı olurmu diye sorduk? Vali ‘Çabanız değerli ama bu konuda birşey diyemem’ dedi. 


DTK’ya ise, ‘Operasyonları durdursak ordaki silahlı unsurlar çıkarlar mı?’ diye sorduk. DTK ‘Çözüm süreci başlarsa, Öcalan ile görüşülürse çıkarlar’ dediler. Bundan sonra yapacağımız tek şey siviller için diyalogumuzu sürdürmeye karar verdik. DTK’dan aradılar, bir grup sivilin tahliye edilmesi için insani koridor oluşturulması istendi. Diyalog grubu olarak gitmemizi ve müdahil olmamız istediler. Biz vali ile görüştük. Ancak operasyon ağırlığıyla sürüyordu. Ordu komutanları dahil olmuştu. Aksoy ‘O zaman bu konuya valilik olarak yalnız karar veremeyiz. 


Paşalarla görüşmemiz gerekir’ dedi. dedi. Daha sonra gece saat 21.30 da Sibel Yiğitalp aradı. Sur’da iletişimde oldukları yere top mermisi düştüğünü ve iletişimlerinin koptuğunu anlattı. Durumu valiliğe ilettiğimizde ise devletin zaman zaman taciz atışı dışında top roket havan kullanılmadıleri sürdü. Bir gün sonra ise saat 3 ila 5 arası koridor açılacağını ve isteyenin çıkabileceği belirtildi. Biz, çıkanları itibarsızlaştırmamak için kamera olmaması ve çukulata dağıtılmaması gerektiğini ilettik. O gün kimse çıkmadı. Ancak ertesi gün sosyal medyaya düşen siviller çıktı. Ve toplam 64 kişi çıktı”


‘Başbakan ve İçişleri Bakanını aşan bir durum söz konusuydu’

STK içerisindeki arabulucu diyaloğ grubu içerisinde yer alan İHD Diyarbar Şube Başkanı Raci Bilici de yaşadıkları diyaloğu şöyle anlattı:

”Sur’da sokağa çıkma yasağı ilanıyla beraber bizler bütün olaylarda olduğu gibi bunun içinde tüm STK’lar olarak bir araya geldik. Baro’da, TSO’da, İHD’de, DTK’da sorunun barışçıl çözümü noktasında çaba harcadık. İstaşere yaptık. Ne edebiliriz, ne yapabiliriz diye. Çünkü sorunun ciddi olduğunu, daha önceki olaylardan Silvan’dan, Silopi’den biliyorduk. Bunun lokal bir olay olmadığını ve bu temelde yaklaşmamız gerektiğini, ne yapabileceğimizi düşünüyorduk. Nasıl bir yöntem izlememiz, nasıl yaklaşmamız, çatışmaların başlamaması için neler yapmamız gerekir diye çok toplantıu yaptık. Ortak sonuç şuydu. 

Yerelde sürekli vali ile bir araya gelme. Merkezde de siyasal iktidarla durumu istişare etrmek. Kesintiye uğrayan bu sürecin tekrar başlaması ile aşılabileceği kanaati bizde uyandı. İçeride silahlı, silahsız inasanlar vardı. Bu yöntemin sonuç alınamayacağını bunun bitmesi gerektiğini, devletinde ortaya koyduğıu yönteminde çözüm getiremeyeceğini biz her iki tarafada söyledik. 

Mülki idare amirlerinin elinde birşey olmadığını da gördük. Yani tamamıyla operasyonların merkezden yönetildiğini valilerin de kaymakamların da yapabileceği birşey kalmadığını gördük. Dolayısıyla hükümetle biz çok görüşme istedik, çabaladık. malesef verilmiş bir karar vardı sanki. Bu sürecin bitmesiyle yeni dönemin başlaması temelinde bu yeni dönemin çatışmalı olacağı diyalogla müzakerenin olmayacağı kanatına vardık. 

Dönemin başbakanı Davutoğlu ile İçişleri Bakanı Efkan Ala ile görüşmeler yapıyorduk. Biz kamu güvenliği sağlayıncaya kadar bu yöntemi uygulayacağız. Yani İmralı ile hiç birşekılde görüşme olmayacak. Çünkü İmralı ile görüşme ve diyaloğun başlaması birinci maddeydi. Hendek olayı. Bunun olmayacağını açık açık söylediler ve kamu güvenliği sağlanana kadarda sert müdahaleler olacağını belirttiler. Gençlerin tutumuydu şuydu. Görüşmeler olmayana kadar bizde çekılmeyeceğiz. Bırakmayacağız. ‘Çatışmalar başladı. Çatışmalar sırasında vali ile çok görüştük. O dönemin Valisi Hüseyin Aksoy ciddi anlamda çaba harcadı. 

Ondan önce Cahit Kıraç da Lice’de yol kesmede insanlar ölmesin diye çaba harcadı. Fakat biz vali yardımcılarında aynı şeyi göremedik. Çıkmak isteyenler de valinin, emniyetin almasını kabul etmiyordu. Mizansen hazırlanmıştı. Çikolata ikram edilecekti. Daha sonra bazı çabalarla insanlar çıktı. Biz o grubu alacaktık. Bizi yaklaştırmadılar. Çok sayıda insan çıktı. Bazıları çocuk yetişkin vardı. Vali Yardımcısı Mustafa Demir, çıkanlar çocuk ve kadın olduğu için bize kızdı. ‘Niye kandırıyorsunuz’ diye… Biz de ‘Çıkan insan’ dedik. Merkezi hükümet isteseydi sorunu şiddetsiz kimsenin burnu kanamadan çözerdi. Buna inanıyorum. 

Bu düşüncemi Başbakan Davutoğlu’na da, İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya da söyledim. Siz bu şekilde kamu güvnliğini sağlayamazsınız. Belki hepsini öldürüsünüz, şehirleri yerle bir edersiniz ama güvenliği sağlayamazsınız. Burada farklı bir durum sözkonusuydu, Başbakan ve İçişleri Bakanını aşan bir durum söz konusuydu”
Raci Bilici, Öcalan ile görüşmeler sağlansaydı, hepsinin çıkabileceğini anlatarak “Öcalan bize mesaj göndersin. Biz onun dışında kimseyi dinlemeyeceğiz, gibi bir hasssasiyet vardı. Bunu siyasetçilerede bizede söylüyorlardı. Şanlırufa’da Sayın Davutoğlu’na söyledik. 6-7 saat bit toplantı yaptık. 

Geçmişte yaşananları anlattık. Ya da 90’larda kaç bin köy yakıldığını kaç milyon insanın yerinden yurdundan edildiğini, bu şekilde kamu güvenliği sağlanamayacağını anlattık. Onlarda doğrusunun bu olduğunu söylüyordu. Ama kamera önüne çıkıncada çok farklı şeyler konuşuyordu. Birçok konuşmalarda bakan bürokratla bizden farklı konuşmuyordu. ama kamera önünde taş üstünde taş bırakmayız diyorlardı” dedi.

Kaynak: Haberciler.com

banner40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol