HDP, Oğul Köyü'ne ilişkin raporunu açıkladı: Vicdan sızlatan bir olay!

Hakkari'nin Merkez'e bağlı Oğul Köyü'nde 31 Ağustos'ta İnsansız Hava Araçları (İHA) ile köylülerin bombalandığı iddialarına ilişkin HDP Milletvekilleri bölgeye giderek incelemelerde bulundu ve gözlemlerini paylaştı.

HDP, Oğul Köyü'ne ilişkin raporunu açıkladı: Vicdan sızlatan bir olay!

Hakkari'nin Merkez'e bağlı Oğul Köyü'nde 31 Ağustos'ta İnsansız Hava Araçları (İHA) ile köylülerin bombalandığı iddialarına ilişkin HDP Milletvekilleri bölgeye giderek incelemelerde bulundu ve gözlemlerini paylaştı.

06 Eylül 2017 Çarşamba 22:07
HDP, Oğul Köyü'ne ilişkin raporunu açıkladı: Vicdan sızlatan bir olay!

Gazete Emek-Hakkari'nin Merkez'e bağlı Oğul Köyü'nde 31 Ağustos'ta İnsansız Hava Araçları (İHA) ile köyün bombalandığı iddialarına ilişkin HDP Milletvekilleri bölgeye giderek incelemelerde bulundu. HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan ile HDP Van Milletvekilleri Bedia Özgökçe Ertan ve Lezgin Botan'ın bölgede yaptıkları gözlem sonucu hazırladıkları rapor kamuoyu ile paylaşıldı. 

Anaakım medyada "Özel herekat polisinin kanı yerde kalmadı, o terörist öldürüldü" şeklinde verilen haberler de dikkati bu bölgeye yöneltmişti. Yerel kaynaklar ise bölgeye İHA'dan atılan bombalarla Mehmet Temel’in (35) hayatını kaybettiği; İbrahim Sak (54), İsmail Aydın (43), Musa Tarhan’ın (54) ise ağır yaralandığı şeklinde bilgi vermişti. Hakkari Valiliği ise sivillerin hayatını kaybettiğini doğrulamış ancak bu kişilerin örgüte yardım eden kişiller olduğunu söylemişti. 


RAPORDA OLAYA DAİR BAZI GÖRGÜ TANIKLARININ ANLATIMI ŞU ŞEKİLDE:

MEHMET TEMEL’İN ANNESİ SİMA TEMEL:

“Bayram arifesinde köydeki evdeydim. Oğlum Mehmet Temel beni almaya gelecekti. Bir gün sonra Van T tipi Cezaevi’nde bir yıldır tutuklu olan eşim Mustafa Temel’in görüş günü ziyaretine gidecektik. Mehmet beni aradı, ben erken olduğunu söyledim, akşamüstü şehre gideriz dedim. O da Kanireş Çeşmesi’nde öğlen yemek yiyeceğini, sonra gelip beni alacağını söyledi. Namaz kılıyordum ki, bir bomba sesi duydum, aşağı indim. Köylüler de sesi duymuştu, dışarı çıkanlar Kanireş’e doğru koşuyorlardı. Bir yere kadar gidebildim, ne olduğunu anlamaya çalıştım, ama öğrenemedim. Bir yeğenim beni Hakkari merkeze götürdü ve hastaneye gittik. Orada oğlumun ağır yaralandığını söylediler, sonra da öldüğünü söylediler, ben de baygınlık geçirmişim. Sonrasında Kanireş’e bomba atıldığını, oğlumun da arkadaşlarıyla beraber yaralandığını, sonra da oğlumun öldüğünü söylediler. Allah hakkımızı yerde bırakmasın, oğlum günahsızdır, şimdi 3 yetimi oldu. Bu bayramı bize zehir ettiler. Allah kabul etmesin, cenazesinde ağlamama bile izin vermediler. Bu zulmü kimse kabul etmesin” demiştir.

MUSA TARHAN’IN OĞLU LEŞKER TARHAN:

“Ben ve babam seyyar kebapçılık yapıyoruz. Arife günü babam köye bayram için koyun almaya gitmişti. Biz Tale Kanireş’e bomba atıldığını duyduk, babamın da orada olduğunu bildiğim için hemen hastaneye gittim. Babamı hastaneye getirdiklerinde ben oradaydım, hastane girişinde gördüm, babam kendinde değildi. 

Bu esnada polis saldırısı oldu, her tarafa gaz bombası ve plastik mermi attılar, su sıktılar. Bu saldırıda yaralananlar oldu, birinin kafasının kırıldığını gördüm. Hastane önünde bulunan herkese saldırıp dövüyorlardı, bazılarına plastik mermi isabet etmişti. Hastanedeki güvenlik güçleri yaralıların hepsinin ikide bir terörist ya da işbirlikçi olduğunu söylüyordu. Babamı getirenlerle konuştum; onlar olay yerinde bu 4 kişi dışında başka cenaze ya da yaralı olmadığını söylediler. Babamın hastanede ağır yaralı olmasına rağmen ranzaya kelepçelendiğini öğrendim, yanına gitmemize kesinlikle izin vermiyorlar. Tanıdığım bir polis vardı ona sordum. Beni ve babamı her gün seyyar kebapçı tezgahımızda gördüğünü söyledim. ‘Yaralıların hepsini tanıyorsunuz, babamın yanına neden gidemiyoruz? Niye kelepçeli? Zaten ağır yaralı ve başında on asker-polis duruyor, kaçacak değil ya. Biz sağlık durumunu merak ediyoruz ve endişeliyiz. Tedavisi nasıl sürüyor, ya hastanede tedavisini eksik yapsalar ve kötü birşey olsa diye çok endişeliyiz.’ dedim. Tanıdığım polis bana olayın jandarma kontrolünde olduğunu ve talimatları da jandarmanın verdiğini söyledi. Babamın ağır yaralı olduğunu biliyorum, ameliyat için benden ya da kardeşlerimden imza alınmadı. Hastanede çalışan ve soyadı Tarhan olan uzak bir akrabamızdan izin alıp kağıt imzalatmışlar. Ben bu durumu kabul etmiyorum. Zaten hastanede Hakkarili olan tüm çalışanları yoğun bakımdan uzak tutmuşlar. Hakkarili olanlar o koridordan bile geçemiyor. Çok ısrarcı oldum ve doktorlardan bilgi alan bir polisle görüşebildim. Bana babamın sırt kısmında şarapnel parçası olduğunu, beyne giden damarı etkilediğini, durumunun ağır olduğunu söyledi. Hakkari Devlet Hastanesi’nde bildiğim kadarıyla beyin cerrahı yoktur. Tedavisini bu şartlarda nasıl yapıyorlar, kaç ameliyat yaptılar, hiç bir bilgim yoktur. Ben olayın peşini bırakmayacağım, babamın hiçbir suçu yoktur. Hakkımızı arayacağım. Babam 1963 doğumludur, yaşı daha büyüktür, bu kimlik yaşıdır, 8 çocuğu var” demiştir.

İSMAİL AYDIN’IN KARDEŞİ SUPHİ AYDIN:

Mehmet Temel bizim halamızın oğludur, İbrahim Sak da dünürümüz ve yakınımızdır. Benim ağabeyim İsmail Aydın duvar ustasıdır. 1974 doğumludur, evli ve 4 çocuk babasıdır, eşi de 5inci çocuğuna hamiledir. Geçimini inşaat işlerinde çalışarak sağlıyor. Arife günü kurban almaya köye gitmişlerdi. Köylülerle beraber kurban alacaklardı, Kanireş’te piknik yapıyorlarmış. Koyunların otlamadan inmesini beklerken bomba atılmış. Biz haber alınca hastaneye gittik. Yaralandığını öğrendik, ama bizi içeriye almadılar. Polis hastane önüne gaz ve plastik mermi attı. Herkes akrabalarıyla ilgili bilgi almaya gitmişti, polis çok sert müdahale etti, yaralananlar oldu. Biz ailece bu olayla ilgili suç duyurusunda bulunmak istedik. Kardeşim suçsuzdur. Yaralıdır, ama gözaltına almışlar o haliyle. Durumu nedir bilmiyoruz. Adliyeye gittik dilekçe vermek için, kapıdaki polisler ‘gidin polise anlatın’ dediler. Biz neye mal olursa olsun sonuna kadar hakkımızı arayacağız” demiştir.

Yaralıları hastaneye taşıyan ve hastane önünde bulunan yaralı yakınlarından aldığımız bilgiler: Yaralılar hastaneye getirildiğinde, hastanenin etrafı zırhlı araçlar ve çok sayıda güvenlik gücü tarafından kuşatılmış haldedir. Hastane önünde kimsenin birikmemesi ve gelenlerin de dağılması için çok sert müdahalede bulunulmuş, plastik mermi ve gaz kullanılmıştır. Yapılan sert müdahalede 5 kişi plastik mermilerin kafa, göz altı, yüz, sırt ve boyun bölgelerine isabet etmesi sebebiyle yaralanmışlardır. Yine yaralı yakını olan kadınların saçlarından sürükleme ve darp, işkence ve kötü muamele ile sert müdahale devam etmiştir. Bu müdahalede yaralananların hastaneden rapor almayı istemeleri ile hukuki girişim başlatma istekleri yine güvenlik güçlerinin engellemesi ve tehditleri ile karşılanmıştır. 

Plastik merminin gözaltına isabet etmesi sebebiyle yaralanan kişi ile yaptığımız görüşmede; olayı duyar duymaz akrabasının ağır yaralandığını öğrendiği için hastaneye geldiğini, olaya dair bilgi alamadan güvenlik güçlerinin sert müdahalesine maruz kaldığını, tazyikli su sıkılıp gaz bombası atıldığını, yine atılan plastik merminin yüzünde sol göz altı bölgesine isabet ettiğini belirtmiştir. Yüzü pansumanlı ve sol gözünün çevresinin tamamen morarmış olduğunu gördüğümüz kişi olaya dair suç duyurusunda bulunmak için hastaneden rapor almak istediğini ve bu sebeple tekrar hastaneye gittiğini, ama doktorun rapor vermediğini belirtmiştir. Akabinde orada bulunan polisin herkese yönelik “şikayetçi olanı da işbirlikçi ilan eder, tutuklarız” dediğini tarafımıza aktarmıştır. 

HDP'li Milletvekilleri hazırladıkları raporda şu değerlendirmelere yer verdi:

A) Olay yeri, güvenlik bölgesi ya da yasak ilan edilen bir bölge değildir. Bu bölgede sivillerin bulunması her daim olabilir, özellikle kurban bayramı arifesinde köylülerin o alanda kurbanlık aldığı güvenlik güçlerince de bilinmektedir. Hal bu iken, bahse konu yerde bir operasyon yapılması demek mutlak surette sivillerin zarar göreceğinin, ölebileceğinin, yaralanacağının, doğanın ve doğal yaşamın da zarar göreceğinin bilinmesi demektir. Operasyon kararı güvenlik güçlerince verilmiştir. Böylesi bir karar, devletin peşinen ulusal ve uluslararası mevzuatla beraber insan hakları ile hukuk kurallarını ihlal edeceğinin bir kabulü yorumuna vesile olmaktadır. 


1) “İşbirlikçi” ilan edilen köylüler olaydan kısa bir süre önce üst ve araç araması ile kimlik kontrolü yapılan Depin kontrol noktasından geçerek olay yerine geçmişlerdir. Madem bu kişiler hakkında şüphe var, neden kontrol noktasında gözaltına alınmadılar? 

2) Yakalama imkanı ve olasılığı varken, neden silahlı İHA kullanıldı?

3) Olay yerine savcı keşif için gitmemiştir. Olay yerini bomba atılmasından sonra ilk kez gören köylülerdir. Yaralıları köylüler kendi imkanlarıyla hastaneye yetiştirmişlerdir. 

Yaralıları hastaneye taşıyan köylüler olay yerinde başka yaralı veya cenazenin olmadığını belirtmişlerdir. Olay günü hastanede de başka cenaze olmadığı bilgisi Valilik tarafından ve hastane tarafından belirtilmiştir.

Olay sonrasında kimsenin bölgeye girişine izin verilmediği gibi, milletvekillerinin bir yasama faaliyeti de olan denetim görevi her aşamada engellenmiştir. Valilik, savcılık, güvenlik amiri ve hastane başhekimliği olaya dair tek bir bilgi vermemiştir. 

Yaralıları ziyaret dahi engellenmiştir. Yaralıların sağlık durumu bilinmediği gibi, gözaltı gerekçeleri dahi açıklanmamıştır. 

Gözaltı kararı var ise bir avukatın gözaltındakilerle görüşebilme imkanı yasal olarak mevcut iken, avukat görüşünün fiziki müdahale ve hakaretle engellenmesi de ayrı bir hukuksuzluk ve keyfiliktir. 

Avukat görüşüne engel olunmasına rağmen, bir rütbeli askerin gözaltında olduğu belirtilen yaralıların bulunduğu yoğun bakım ünitesine, yaralıların sağlık koşullarına aykırı bir şekilde girebilmesi anlaşılabilen bir durum olmadığı gibi hukuki de değildir.

Olaya dair ilk andan itibaren yapılan açıklamalar ile ortaya çıkan gerçek karşısında bariz bir çelişki olduğu gözönüne alındığında, her aşamada bilginin engellenmesi açıkça etkili bir soruşturma yapılmadığının ve daha şimdiden hukuki süreçlerin işletilmediğinin ve işletilmeyeceğinin bir göstergesidir. 

Bir cenazeye araç vermeyerek, cami açmayarak, imamın yapacağı duayı ve taziyeyi engelleyerek, başından itibaren nefret ve ayrımcı bir tutum ile cenazenin bile ayrıştırıldığı gerçeği tarafımızca bir kez daha tespit edilmiştir. Bu ayrımcı yaklaşım, olayın gerçeğinin açığa çıkmasının engelleneceğine, esas sorumluların korunacağına ve mağdurların suçlanacağına delalettir.

Oysa gerçek ortadadır. Hakkari halkı da, bizler de gerçeği bilmekteyiz.


Hükümet derhal kamuoyundan özür dilemelidir

1) Arife gününde Hakkari halkı başta olmak üzere tüm bölge halkının vicdanını sızlatan bu vahim olay karşısında hükümetin derhal kamuoyundan özür dileyen bir açıklama yapması beklenmektedir. 

Halkın ve ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşların can ve mal güvenliğinden sorumlu olan devletin bu yetkilerini kullanan ilgili bakanlıkların şu ana kadar yaptıkları açıklamalar gerçeği çarpıttıklarını göstermektedir. 

2) 02.09.2017 tarihinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun silahlı İHA ile zaman zaman sivillerin de zarar gördüğü, hataların ve eksiklerin olduğunu belirten açıklaması, bu olayın da “hata/eksik” sonucu sivillerin ölebileceği sonucu hesaba katılmadan yapılabildiğinin ve bu İHA’ların sivillerin yaşam hakkına yönelik bir tehdit olduğunun kabulü anlamına gelmektedir. 

Diğer bir deyişle, İçişleri Bakanı dolaylı olarak bu olayda sivil ölümüne yol açtıklarını kabul etmiş görünmektedir. Bu vesileyle, şu ana kadar İçişleri Bakanı ile Hakkari Valisi’nin olayı çarpıtan açıklamalarını düzeltmeleri ve gerçeği tüm Türkiye kamuoyuyla paylaşmaları beklenmektedir. Ayrıca gerçek bir sorumluluk üstlenerek istifa etmeleri gerekmektedir. 

Hakkari Valisi’nin, bir yargı kararı olmaksızın sivilleri derhal işbirlikçi ilan ederek olayı meşrulaştırma ya da en hafif tabiriyle normalleştirme çabası hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir tutumdur. Aynı zamanda yargı mekanizmasını da hiçleştiren bir tutum olduğu dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Yargı kendi görevine sahip çıkmalı, Hakkari Valisi Cüneyt Orhan Toprak görevden alınmalı ya da istifa etmelidir.

3) Silahlı İHA’lara ilişkin İçişleri Bakanı’nın açıklaması hata ya da eksiklik olarak kabul edilemez. Söz konusu olay hata değil yargısız infaz olarak görünmektedir. Görevini yapabilecek duruma getirilmiş olan bağımsız yargı etkili soruşturma yapar ise bu olayın silahlı İHA ile yargısız infaz olup olmadığını da açığa çıkaracaktır. Öte yandan dünyanın başka yerlerinde de kullanılan silahlı İHA’ların her daim sivil ölümlerine yol açtığı ve insancıl hukuk kurallarına aykırılıkların yaşandığı gerçeği de bilinmektedir. Silahlı İHA’ların kullanılmaması konusunda hükümet karar vermelidir. 

4) Valilik olaya dair tahkikatın yapıldığını belirtmiştir. Bahsedilen tahkikatla ilgili Adalet Bakanlığı derhal sorumluların tespitine, sivillerin ölüm ve yaralanmasına sebep olanların yargılanacağına dair etkili soruşturma yapılacağının güvencesini yaratmalıdır. Operasyon emrini verenlerin soruşturulması gerekmektedir. Yanlış, hatalı, eksik kararla saldırı emir verilip verilmediği olasılığı araştırılmalıdır.

5) Ölen ve yaralananların sivil olması karşısında, ölüm ve yaralamadan sorumlu olanların bu sorumluluğu üzerlerinden atmak ve gerçeği çarpıtmak için kamuoyunda nefret diliyle manipülasyon yaratma gayretleri, suçluların korunduğu / korunacağına ve olayın örtbas edileceğine dair açık bir girişimdir. 

İçişleri Bakanı’nın açıklamasının hemen akabinde, yandaş basının “özel harekat polisinin kanı yerde kalmadı, o terörist öldürüldü” şeklinde başlık atmasını kimin emrettiği ya da bu paylaşımı o basın kuruluşlarının neden yaptıkları ortaya çıkarılmalıdır. Bu çarpıtılmış haberle yapılmak istenen ve hedeflenen amaç kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

6) Gerek hastane önündeki müdahale, halka yönelik ağır saldırı ve cenazeye muamele, gerekse yaralı olanlara yönelik gözaltı ve kimseyle görüştürmeme tutumu hak arama önündeki fiili engellerdir. Bu tutumlarda halka düşmanca hislerle davranıldığı gözlemlenmiştir. Bu tutumların devam etmesi, kutuplaşmayı ve ayrımcılığı derinleştirmekte, daha vahim olaylara kapı aralamaktadır. Hak arama önündeki engeller kaldırılmalıdır. Sorumluların tespiti ile yargılamalarının derhal yapılması ve cezalandırılması elzem olup, benzer olayların yaşanmaması konusunda gereken tedbirlerin alınması da kamuoyunu rahatlatmaya vesile olacaktır.

7) Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nu, acilen toplanarak bu olayla ilgili araştırma ve inceleme yapması için Hakkari’ye davet ediyoruz.

8) Barolar, hukuk çevreleri, insan hakları savunucuları olaya dair inceleme yapmalı ve halen yaralı olanlar başta olmak üzere, sağlık ve güvenlik haklarının korunması ile etkili soruşturma yapılmasına katkı sunmak için araştırma yapmalıdır. Bu vesileyle tüm ilgili çevrelerin Hakkari’ye gelmesi önemlidir.

9) Olaya dair tüm hukuki süreçlerde mağdurların yanında olduğumuzu belirterek, olayın aydınlatılması için siyasi ve hukuki çabamızı sonuna kadar sürdüreceğimizi Halkların Demokratik Partisi olarak saygı ile kamuoyuna arz ederiz. 

banner40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol