Selahattin Demirtaş'ın ders niteliğindeki tarihi savunmasının tam metni

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutuklu olarak yargılandığı davanın duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı.

Selahattin Demirtaş'ın ders niteliğindeki tarihi savunmasının tam metni

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutuklu olarak yargılandığı davanın duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı.

03 Ekim 2018 Çarşamba 17:04
Selahattin Demirtaş'ın ders niteliğindeki tarihi savunmasının tam metni

Gazete Emek-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutuklu olarak yargılandığı davanın duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Demirtaş hakkında 'terör örgütü kurma ve yönetme', 'örgüt propagandası' ve 'suç ve suçluyu övme' iddialarıyla 142 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

İşte Selahattin Demirtaş'ın ders niteliğindeki o tarihi savunmasının tam metni

Herkese günaydın, herkesi selamlıyorum. Yakın dönemde kaybettiğimiz İbrahim Ayhan’ı saygı ile anıyorum. Halkımızın başı sağ olsun. 

SEGBİS ile savunma yapmak zorundayım. Duruşma salonuna 700 km uzaklıkta bir cezaevinde bulunuyorum. Dosyama, tutuklandığım en uzak yere konuldum. Zeydan ile birlikte iki yıldır hücrede tutuluyoruz. Ring aracı ile 24 saat süren bir yolculuk yapıyoruz. Böyle bir yolculuğa sağlık durumum el vermediği için mecburen SEGBİS’le katılıyorum. Mecbur kaldığım için bunu yapıyorum. 

Rejim değişikliğine neden olan 24 Haziran seçimlerinden önce 10-11 Haziran’da savunma yapmıştım ve o tarihten beri ilk kez duruşmaya çıkıyorum. Bugün mahkemenin verdiği ara kararlara değinmek istiyorum. Önümüzdeki hafta 10 Ekim Ankara Gar katliamının yıldönümü, o katliamı lanetliyorum ve orada hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. 

Seçim sürecindeki algı operasyonlarına ortak oldunuz

24 Haziran seçimleri doğrudan benim yargılandığım dava dosyası üzerinden büyük bir algı operasyonunun yapıldığı, yürütmenin müdahalesinin gerçekleştiği bir seçim kampanyası şeklinde gerçekleşti. Bunun delillerini sunacağız. Mahkemede savunma yapmaya başladığım ilk duruşmadan bu yana ısrarla şunun altını çizdim; bizler yani HDP vekilleri hakkında tutuklanmadan, dokunulmazlıklarımız kaldırılmadan önce çok büyük algı operasyonları yapıldı. Bunu uzun uzun anlattım sizlere. Dokunulmazlığımızın kaldırılması sürecinde nasıl bir siyasi tavır konulduğunu söyledim. 6-8 Ekim olayları ile ilgili nasıl bir algı yaratıldığını anlattım. Mahkemenizin yapılan algı operasyonun tamamına hakim olmadığından yola çıkarak tek tek anlattım. 24 Haziran seçim sürecinde anlatmama gerek kalmayacak şekilde sizlerin gözü önünde algı operasyonları zirveye çıkarıldı. Daha benim hakkımda hüküm verilmeden meydan meydan, bu ülkenin cumhurbaşkanı, bakanları TV TV dolaşarak bazen günde 2-3 kez beni suçlu, katil ilan ettiler. Bu süreç gözleriniz önünde, sizlerin kulaklarının duyabileceği şekilde gerçekleşti. Algı operasyonlarını anlatırken tam da bunu anlatmak istiyorum. Daha önce ahkemenin mahalle baskısı altında kalmadan adil yargılama yapması konusunda uyarıda bulunmuştum. Ben algı operasyonlarını yeterince anlattığımı düşünüyordum. Ama gördüm ki bu konuda sessiz kaldınız, verdiğiniz kararla sessiz kaldınız. Sadece sessiz kalmadınız bu algı operasyonlarının zeminini yarattınız, buna ortak oldunuz.  

Ben iki ayrı suçlamadan tutukluyum. Biri örgüt yöneticiliği diğeri Kobanê olayları. 6-8 Ekim olayları nedeniyle en fazla beni 1 yıl tutuklu tutabiliyordunuz. Ama 1,5 yıl geçtikten sonra da tutukluluk kararının devamına karar verdiniz. Örneği görülmemiş bir şekilde Edirne Cezaeviyle müzakere yaptınız; 6-8 Ekim olaylarından dolayı mı Demirtaş’ın cezası infaz ediliyor yoksa yöneticilikten mi diye. Mahkemeniz tutuklamayı infaz sürecinin devamı olarak değerlendirdi. Bunu siz sordunuz ilginç bir şekilde, Edirne Cezaevi karar verdi. Demirtaş’ın tutukluğunun örgüt yöneticiliğinden infaz edildiğini söylediler. Bu absürtlük ve usulsüzlük mahkemenizin kafasına yatmış olacak ki, yeni bir karar verdiniz; 6-8 Ekim olaylarından dolayı ek savunma istediniz. Anlamı şuydu; “seni Asliye Cezalık olmaktan çıkardık Ağır Ceza yargılaması üzerinden tutukluluğunu sürdürüyoruz”.  

Mahkemeniz, Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden birine müdahale etti ve taraf oldu

6-8 Ekim olayları nedeniyle 32 kişi yargılanıyoruz, bunların tümü Asliye Ceza ile yargılanırken beni olağanüstü bir yaklaşımla Ağır Cezaya soktunuz. 6-8 Ekim olaylarından dolayı beni tahliye etmeniz gerekiyordu. Neden mahkemeniz bu kadar hukuksuz olarak, usulü çiğneyerek bir sanık ve siyasetçi olarak haklarımı çiğnedi? Ben siyasetçiyim ve 14 yıldır siyasetle aktif olarak ilgileniyorum. Gençlik kollarından beri partimde siyaset yapıyorum. Biz seçime hazırlanırken yargı da seçime hazırlanmış meğer. 6-8 Ekim’den dolayı beni tahliye etmemek için, benim üzerimden algı operasyolarının yürütebilmesi için bu kararın alındığını düşünüyorum. Bana karşı özgür bağımsız bir yargılama yapılıp yapılmayacağı konusunda haklı bir kuşku oluştu. 6-8 Ekim olaylarını terörle mücadele kapsamına sokup beni suçlamamış olsaydınız tahliye olacaktım ve kimse seçim meydanlarında “Demirtaş katildir” diyemeyecekti. Siz Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden birine müdahale ettiniz, taraf oldunuz ve bu kararın altına imza attınız. 

Beni serbest bırakıp seçim akşamı yeniden tutuklayabilirdiniz 

Ben partim tarafından aday gösterildim ve avukatlarım tahliyem yönünde başvuruda bulundu. Seçim kampanyası hepi topu 40 gün sürdü. Sizin değerlendirmemiz bir hafta sürdü ve ikiye karşı bir oy ile tutukluluğumun devamına karar verdiniz. Rejim değişikliğine ve sistem değişikliğine yol açacak bir seçimde etkili olabilecek cumhurbaşkanlığı adaylarından birinin tutuklu olması gerektiğine karar verdiniz. Üyelerden biri toplumsal vicdana uygun bir gerekçe yazdı. Siz beni serbest bırakıp seçim akşamı yeniden tutuklayabilirdiniz. Kaçacak değildim, kaçsaydım defalarca fırsatım oldu ama kaçmadım. 

Deliller toplanmamış, katalog suç diyerek seçimlerin kaderini belirleyebilecek bir cumhurbaşkanı adayının tutukluluğuna karar verdiniz. Burada iki kişilik bir hücrede avukatlarımın, partimin ve ailemin desteği ile günlük mesajlarla kampanyamı yürüttüm. Bir aday devletin ve milletin bütün imkanlarını, uçaklarını, parasını, medyasını, hazinesini, valilerini, kaymakamını, ordusunu ve hatta yargısını kullanarak kampanya yürütürken tam bir güç ve kudret gösterisi içinde her gün miting yaparken, ben içeride tweet atmak zorunda kaldım. Bunun nedeni heyetinizin verdiği karardı. Bunu Başbakan, Cumhurbaşkanı yapamazdı. 

4 ay geçti AYM karar veremedi

Yargı üzerinde trajik ve hazin bir baskı olduğunu bilsem de mahkemenizin buna izin vermeyeceğine, yargının iradesini koruyacağına inanmıştım. Ama maalesef tutukluluğumun devamına karar verdiniz ve avukatlarım AYM’ye başvurdu. Anayasa Mahkemesi -Anayasa’yı korumakla yükümlü en üst yargı organı- 4 ay geçmesine rağmen dosyamı hala ele almış değil. Durum bu kadar vahim. Seçimler olup bitti ama Anayasa Mahkemesi benim tutuklu olup olmamam gerektiği konusunda hala bir karar veremedi. Dosyayı ele alamadılar. Ne “Demirtaş tutuklu kalacak” ne de “tahliye olacak” diyebildiler. Seçim olup bitti Türkiye yeni bir rejime geçti mahkeme daha yeni Adalet Bakanlığı’na görüş sormuş. 

Türkiye’nin aydınlık geleceğinin önünü açabilirdik

Bunlar çok önemli Sayın Başkan. Ben 142 yıl ile mahkemenizde yargılanıyorum. Bütün bunlar Türkiye’nin gözü önünde olup bitiyor. Sizler yargıçsınız, sizlerle kişisel bir husumetimiz yok. Yargıçlar ülkelerin kritik dönemlerinde önemli roller üstlenmesi gereken kişilerdir. Türkiye’de rejim değişti. Bu durumda yargının da sorumluluğu var. Biz Türkiye’nin aydınlık geleceğinin önünü açabilirdik. Türkiye tek adam rejimine geçmeyebilirdi. 

Tehlikenin farkında değiller

Ben kapitalizmi savunmuyorum geçmişten beri solcuyum ve sol ekonomiyi savunuyorum. Ama biliyordum ki Türkiye gibi bir ülke bu kapitalizmi kaldıramaz, kriz olur. Ben derdimi anlatamadım çünkü tek bir miting yapamadım, tek bir kanala çıkamadım. Ben AKP’yi ve Erdoğan’ı ülkenin düşmanı olarak görmüyorum ama anlamıyorlar, tehlikenin farkında değiller. 

Yargı aldığı karar ile tek bir adamın kazanması için taraf tuttu

Türkiye direksiyonunu yargı bağımsızlığına çevirmek zorundaydı. Kaldı ki Erdoğan kazansa da bu demokratik bir ortamda olmak zorundaydı. Ama yargı aldığı karar ile tek bir adamın kazanması için taraf tuttu. Bana karşı taraf tuttu. Yargı bir cumhurbaşkanı adayına, “sen bizim adayımız değilsin, sen içeride kalacaksın, çünkü sen etkili bir kampanya yürütebilir ve Erdoğan’ın kazanmasını engelleyebilirsin” demiş oldu. 

Ekonomik kriz bağırıyordu, “geliyorum” diyordu

Aynı yargı benim kişisel başvurumu inceleyecek, benim hakkımda karar verecek. Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir adayı tahliye etmeyen bu yargı bundan sonra nasıl benimle ilgili adil karar verebilir. Bunun mümkün olmayacağını anlatacağım. Mevzu ben değilim, şahsımı kurtarmak için değil. Ben burada kendimi değil toplumu, halkı savundum. Ezilenlerin ülkesi olan Türkiye’yi ve demokratik geleceğini savundum. Sanki ekonomik kriz zembil ile düştü gibi. Hayır, ekonomik kriz bağırıyordu, “geliyorum” diyordu.

Ben talancıların, ülkeyi soyanların gemisinde değilim
Şimdi “aynı gemideyiz” diyorlar. Ben talancıların, ülkeyi soyanların gemisinde değilim. Aynı gemide değiliz. Türkiye’’nin büyük çoğunluğu bir gemidedir ve bu gemi şu anda batırılmak istenmektedir. Diğer kesim lüks gemidedir, onlar batmayacaklar. Krizi çıkaranlar ile aynı gemide değiliz. Türkiye’nin ezilenlerinin tarafında ve onların gemisindeyiz. 

Dışarıda olsaydım iddia ediyorum yüzde 20 oy alacaktım

Ben Cumhurbaşkanı adayı olarak bunları anlatabilirdim. Bunları anlatabilseydim cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları bu olmayacaktı. Bu seçimlerin sonuçları manipülatiftir ve YSK son birkaç seçimdir şaibeli işler yapmıştır. Ben bu seçimleri meşru kabul etmiyorum etmeyeceğim, toplum da etmeyecek. Ben dışarıda olsaydım iddia ediyorum yüzde 20 oy alacaktım. Oyların korunması konusunda da çaba harcardım. Partimi daha iyi hazırlayabilirdim. Arkadaşlarımız canla başla çalıştılar, onları kutluyorum. HDP bütün saldırılara rağmen seçimden zaferle çıktı. Halkımızın dirayeti ve HDP’nin güçlü çıkışı ile o kriz aşıldı. Ben dışarıda olsaydım sonuç farklı olacaktı. 

Her şeyin tek bir kişinin ağzından çıktığı bir ülkeye hiç kimse parasını teslim etmez

Türkiye’deki krizin nedeni budur. Bu kriz bitmeyecek çünkü model ve sistem kriz üretmeye yöneliktir, çözmeye müsait değildir. Asgari bir yargı bağımsızlığına, medya bağımsızlığına, özgürlüklere sahip bir ülke değilseniz yatırımcı tedirgin olur. Yatırımcılar gelip ülkemizi soysun demiyorum. Yabancı sermayedarlar kara kaşımız gözümüz için getirmiyorlardı sermayeyi. Ülkemiz üretim ekonomisine dayalı, işçinin, çiftinin emeğine dayalı bir model yaratmadığı için rant ekonomisine dayalı bir model olduğu için bir kriz geliyordu. Her şeyin tek bir kişinin ağzından çıktığı ve bunun da bir hukuk olarak kabul edildiği bir ülkeye hiç kimse gelip parasını teslim etmez. 

Krizden çıkışın yolu demokrasidir, yeni bir model inşasıdır

Ekonomi kendi çöküşünü hızlandırdı, düzelmesi mümkün değildir. Çıkışın yolu demokrasidir, yeni bir model inşasıdır, Kürt sorununda barıştır, silahsız şiddetsiz bir çözümdür, yargı reformudur. Yargıçlar serbest bırakılmalıdır, medya özgür olmalı, tutuklu gazeteciler serbest bırakılmalıdır. Böyle olursa ancak ülke ekonomisi düzelir. Aksi takdirde ekonomik olarak çökeceğiz, bunun bedelini herkes ödeyecek. Siz de ödeyeceksiniz Sayın Başkan, biz de ödeyeceğiz. Bunun bir müsebbibi de yargının vermiş olduğu kararlardır. 

Soma’nın, Aladağ’ın sorumluları, Kemal Kurkut’un katilleri tahliye edildi

Ben tutuklu kaldım da peki -yine kayıtlara geçsin hatırlatmak için söylüyorum- benim cumhurbaşkanı adayı olarak tutuklu kaldığım sürede yargı tutukluluk konusunda nasıl bir durumdaydı? Yargı tek bir tutukluluk rejimi mi yürütüyordu yoksa bana ayrımcılık mı yapıldı? “Sen tutuklu kalacaksın” denilen sürede Soma davasında 301 madencinin katledildiği Soma Davası’nda sanıklardan kimisi 20-25 yıl hapis cezası ile cezalandırıldı. Bu hüküm açıklanırken tek bir tutuklu sanık yoktu. En uzun tutuklu kalanlar 1 yıl tutuklu kaldı. 301 emekçi katledildi 301. Karar açıklandığında mahkemenin yüzüne karar okuyacağı sanık yoktu. 

Adana Aladağ ilçesinde 12 kişi 11 küçük kız öğrenci yandı yandı. Aladağ davasında bir sene geçtiğinde bir tek tutuklu sanık kalmamıştı. 12 kişi yandı yahu. Demek ki tutukluluk yaygın bir anlayış değilmiş. Cumhurbaşkanı adayına sen tutuklu kalacaksın diyen yargı Soma’da 301 kişinin ölümünden sorumlu olanlara, Aladağ’da 12 kişinin ölümünden sorumlu olanlara “siz çok tutuklu kaldınız” dediniz. 

Kemal Kurkut davası. Kameraların önünde güvenlik güçlerinden birinin silahıyla öldürülen Kemal Kurkut. Önce Valilik tarafından inkar edildi sonra dava açıldı. Müebbet hapis cezası ile yargılanan polis tek bir gün tutuklanmadı. Cumhurbaşkanı adayı olarak bana sen tutuklu kalacaksın diyen yargı, Kurkut’u öldüren sanığa tek bir gün tutukluluk vermedi. 

Çok acı trajik bir örnek; Oflaz öz kızına istismardan gözaltına alındı 18 yıl 10 ay ceza aldı ve bir tek gün tutuklu kalmadı. Adam şu anda İspanya’da. Bana içeride kalacaksın dediniz ama TC yargısı aynı dönemde bu adama “sen kaç” dedi. 

Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD’li avukatlar için 1 yıl sonra mahkeme tahliye kararı verdi. 12 saat geçmeden aynı heyete kendi kararlarını geri aldırdılar. Sonra bu heyeti dağıttılar. Peki kimi getirdiler bu avukatların yargılandığı dosyaya? Bana 4 yıl 8 ay ceza veren İstanbul 26 Ağır Ceza Mahkemesinin heyetini getirdiler. 

Bize sıra gelince tutuklanmayı peşin infaz olarak dayatan bir yargı pratiği var

Bir mahkemeye bu şekilde baskı yapmak bütün yargıya gözdağıdır. Bazılarına tahliye konusunda bu kadar geniş davranan, sıra bize gelince tutuklamayı peşin infaz olarak dayatan bir yargı pratiği var. 

Kadir Cebael 56 kişinin bomba ile havaya uçurulduğu olayın sorumlusu. Mağdur olmasın diye bir yıl sonra tahliye edildi. Bunlar sadece birkaç hazin, üzücü örnek. Türkiye’de yargının durumu bu. 

Mahkeme alenen suç işleyerek karar verdi

26. Ağır Ceza mahkemesinden bahsettim az önce. Bu davanın da davanızla birleştirilmesi için çok ısrar ettim. Ama siz İstanbul’u incelemediniz, Elazığ’ı aldınız birleştirdiniz ama İstanbul’u incelemediniz. Niye? Çünkü mahkemeniz üzerinde bir baskı kuruldu. “Demirtaş’ı orada hızla cezalandıracağız” dediler. O mahkeme alenen suç işleyerek karar verdi. Konuşmamın çözümü bile yapılmadı. “Konuşman bizi ilgilendirmez, biz iddianameyle bağlıyız, oradaki sözler ne ise hükmümüzü ona göre veririz” dediler. TMK 7/2’den propagandadan en yüksek cezayı verdiler, 4 yıl 8 ay kemiksiz ceza verdiler. Neden birleştirmediğiniz anlaşıldı. Erdoğan seçim meydanlarında hakimleri adeta fırçalarcasına, “nerede bu katilin cezası, neden bu adamı cezalandırmadınız” diye diye daha savunmam bitmeden ceza verdirdi. Oysa, mahkemeniz bu dosyayı incelemek zorundaydı. O dosya sizin dosyanızdı, buraya gelmeliydi ama siyasi bir kararla buna yol açtınız. Siz yaptınız, bütün konuşmalarım ve ifadelerimin derli toplu yapılması gerekiyordu. 

Korka korka nereye gidecek bu ülke, kararlarımızla cesaret göstermeliyiz

Tutuklamalar ile bir iki şey daha ifade edip bu bölümü bitireyim. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları hakkında örneği görülmemiş şekilde Cumartesi günü karar verildi. Bunlar sizi etkiledi mi bilmiyorum ama hepimiz insanız. Üzerinizde yargı cübbesi var Anayasa’da yargı bağımsızlığını vurgulayan hükümler var ama bunların tümü hükümsüzdür. “Biz Demirtaş’ı adil bir şekilde yargılayacağız” deseniz bile uygulama koşullarınız kalmamıştır. Oluşan baskı tam bir faşizan baskıdır. Yargıçlar üzerinde muazzam bir baskı var. Korkuyorlar. İş Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesi korkuyor. Fakat ne olacak, korka korka nereye gidecek bu ülke? Olmaz, bu ülke hepimizin ülkesi. Kararlarımızla, duruşumuzla cesaret göstermeliyiz. Kararlarımızı savunmalıyız. Hepimiz ölümlü insanlarız ama onurumuzla bu yaşamı tamamlayalım. Ben korkmuyorum, Allah’tan başka korkum yok. Ama bazılarının Allah dışında haşa (!) herkesten korkusu var. Yargının içinde bulunduğu durum bu açıdan hazindir. 

Siirt’de partimin il genel meclis üyesi dolar şu kadar diye tweet attı diye tutuklandı. Sen misin bunu atan. Muhalefete yönelik durum budur. 
Erdoğan seçim kampanyasını tutukluluğuma devam karar verildiği gün başlattı

Seçim döneminde aleni bir şekilde dosyama müdahale edildi. Tek tek okuyacağım, SEGBİS tutanaklarına geçmesini istiyorum. Anayasamızın 138 ve AİHS 18’inci maddesine aleni bir şekilde aykırı bir şekilde dosyama müdahale edildi. Siz bunları duydunuz, siz de seçmensiniz bu ülkede. Milli iradenin bir parçasınız. Nasıl başladı anlatayım. Biz mahkemenize başvuru yaptık, mahkemeniz tahliyemi reddetti avukatlarım AYM’ye taşıdılar. AYM dosyayı hızla ele aldı ve karar vereceklerdi. Bu duyuldu tabii ki, ben bilgi sahibi isem herkes bilgi sahibi ve hızla buna müdahale edildi. Aleyhime kampanya başlatıldığı tarih ile AYM’nin dosyamı raportöre gönderdiği tarih aynıdır. 

Şöyle başladı. 9 Mayıs 2018... Ben cumhurbaşkanı adayıyım, tutukluluk halimin devamına karar verildi ve Erdoğan kendi kampanyasını başlattı. Bahçeli’nin de açıklaması oldu. Bahçeli’nin 12 Mayıs tarihinde kendi hesabından attığı tweet şöyle: “Öyle ki Demirtaş’ın serbest bırakılması için bir çaba görülüyor. Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini söylüyorlar sürekli, bu çok yanlış”. Hükümetin küçük ortağı startı verdi ve Demirtaş serbest kalmayacak dedi. Süleyman Soylu’nun Twitter hesabı: “Senin ne işin vardı gidip cezaevinde ziyaret ediyorsun Demirtaş’ı, Demirtaş’ın öldürüldüğü 53 kişi ne olacak. Yasin Börü ne olacak?” Aynı gün Hakkari’ye gitmiş ve demeç vermiş: “Onu cezaevinde ziyaret eden kişiyi kınıyorum.” “Peki çocuklar niye şehit oldu? 6-8 Ekim’de katledilenler niye katledildi? Askerlerimizi, polislerimizi kim katletti? CHP’li kardeşlerimiz şunu bilsinler herşey oy mu, seçim mi, sağa sola selam söylemek mi? Herkes sıraya girmiş Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istiyor…” 

Daha önce mahkemenizden talep etmiştim 6-8 Ekim olaylarında ne ile yargılanıyorum okuyun demiştim, okumamıştınız. Ben 53 kişinin öldürülmesinden yargılanmıyorum ama siz buna zemin sundunuz ve Soylu bunları söyleyebiliyor. 

“Demirtaş neden aday oldu cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortasına saatli bombayı yerleştirmek için”. Bunu Süleyman Soylu söylüyor. Adaylar birbirine sert ve hakaret şeklinde şeyler de söyleyebilir. Ama yargılaması devam eden bir cumhurbaşkanı adayına İçişleri Bakanı bunları söylerse, bu artık başka bir şeydir. Kaldı ki buna cevap verebilecek imkanım yoktu. Benim o sözleri ağzına tıkayacak, haddini bildirecek ve ağzının payını verecek cesaretim ve gücüm vardı ama buna izin vermediniz. 

Bahçeli benim bir mafya liderinden daha tehlikeli olduğumu söylüyordu. Yani ben eşi dahil birçok kişiyi öldürmüş ve hakkında kesin hüküm verilmiş bir mafya liderinden daha tehlikeliymişim. 

Aynı Süleyman Soylu: “Diyorlar ki Demirtaş hapisten çıksın. Bunu rahmetli Erbakan’ın partisinin il başkanı ve sözüm ona Atatürk’ün partiyiz diyenler istiyor… Ne oldu bu huzur mu sizi sıkıntıya soktu?” Soylu, Demirtaş’ın içeride olması ile huzurluyuz diyor. 

Mustafa Şentop ne demiş bakın, kendisi bir anayasa hukukçusu: “Bir yıldan fazla zamandır tutuklu olan şahıs aday yapılmış. Bu bir yol mu öyle ise herkesin aday yapılarak serbest bırakılması gerekiyor.” Mustafa Şentop “serbest bırakamazsın, adaylığını bir tahliye gerekçesi yapamazsın” diyor. Mustafa Şentop hukukçu olmaktan çıktı, sözde hukukçu. Her yüz bin imza toplayan serbest mi kalacak. Kalacak elbet, Şentop sen milli iradeyi bilmiyorsun. Hiç mi utanmıyorsunuz bunları söylerken bir hukukçu olarak. Hukuku kendi çıkarlarınıza kurban etmek için bu kadar mı ayaklarınızın altına aldınız. Yarın siyaset hayatın bitecek ve belki okula döneceksin. Bunları mı anlatacaksın öğrencilerine?

31 Mayıs 2018 aynı Soylu konuşuyor: “Şehitlerimize, kurşun sıkılanlara ne diyeceğiz”. “Demirtaş serbest kalırsa bunlara ne diyeceğiz” diyor. Yargının üzerindeki baskıya bakar mısınız!

Erdoğan, 7 Haziran’ın 6-8 Ekim’den sonra olduğunu bilmiyor mu?

Erdoğan’ın konuşmalarında bir noktaya özellikle dikkat çekeyim; “Demirtaş 7 Haziran seçimlerinden sonra halkı sokağa döktü” diyor. Erdoğan, 7 Haziran’ın 6-8 Ekim’den sonra olduğunu bilmiyor mu? Biliyor ama algı yaratıyor. “Benim 53 Kürt kardeşimi bunlar orada öldürdüler. Yargı tecelli edecektir. Bunlar sadece ve sadece mezar taşı dikmeyi biliyorlar. Şimdi cezaevinden esip yağan zatın elinde 53 kişinin kanı var.” diyor Recep Tayyip Erdoğan.
Aynı gün Soylu, benim öldürmelerden yargılandığımı söylüyor. Bunları söylemeye cüret etmesinin nedeni mahkemenizin kararıdır. Benim içeride kalmam millilik ve yerliliğin gereğiymiş. Bu ırkçılıktır. 

3 Haziran’da Erdoğan Diyarbakır’da devam ediyor: “53 kardeşimizi öldüren bunlar değil miydi? Hepsi türbe ziyaret eder gibi bu zatı ziyaret ediyor. Sen gel benim halkımı ziyaret et. 53 kardeşimin kanı bu zatın eline yapıştı. Bunun cezasını çekecek yoksa Kürt kardeşlerim vebalini bizden sorar.” 

Erdoğan Amed’te konuşurken aynı gün Soylu İstanbul’da konuşuyor: “Yarın öbür gün ellerinde fırsat olsa bunlar FETÖ’cüleri de çıkarırlar”  Beni FETÖ ile bir tutuyor. Soylu Anadolu Ajansı Editör Masası programında beni aday olarak belirleyenin PKK olduğunu söylüyor ve ben buna cevap veremiyorum. 

5 Haziran’da Erdoğan, Muharrem İnce’ye “Afrin kahramanı paşamızın apoletlerini söküp Demirtaş’a mı takacaksın” diyor. “Teröristten Cumhurbaşkanı olamaz” diyor. Kendisi hüküm kurmuş zaten, bu ülkenin en tepesindeki isim bunları söylüyor: “Ey Kılıçdaroğlu, ey Muharrem İnce, sizin de, o ziyaretine gittiğiniz 53 kişinin kanının elinde bulunduğu kişinin de içine daha çok oturtacağız.”

HDP’ye verilen 6,5 milyon oyu PKK almışsa Soylu o koltukta oturmaya utanmıyor mu?

Süleyman Soylu zatına sesleniyorum. HDP’nin aldığı 6,5 milyon oyu PKK almışsa, PKK’nin bu ülkede 6.5 milyon insandan oy alma gücü varsa sen o koltukta oturmaya utanmıyor musun?

Süleyman Soylu denilen ve kendine İçişleri Bakanı diyen zat “Demirtaş çıkarsa İstanbul, Ankara ve İzmir’de bombalar patlayacak, biz şehitlerin annelerine ne diyeceğiz” diyor. Bunlar Goebbels’in taktikleridir. “Bir yalanı hergün söyle ve halk inansın”. Bir tane Hakan Çavuşoğlu var Bursa’da konuşmuş. “Neymiş efendim cezaevindeymiş. 6-8 Ekim olaylarının altına imzası olan bu adam değil miydi? Yasin Börü’nün kafası ezilirken siz neredeydiniz.”

Erdoğan, “7 Haziran seçimlerinden sonra Kürt kardeşlerimizi sokağa döküp 53 Kürt kardeşimizi öldüren bu HDP’nin başındaki zat değil mi?” bu yalandaki kalitesizliğe bakar mısınız. Prompter olmayınca bu kadar konuşabilmiş. 

24 Haziran seçimlerinin en büyük hilesi cezaevinde tutulmamdı

Ben dışarıda olsaydım Erdoğan saray yüzü görmeyecekti, kaybedecekti. Seçimin en büyük hilesi buydu. Bunu o da biliyordu siz de biliyorsunuz. 24 Haziran seçimlerinin en büyük hilesi benim içeride tutulmamdı. Ben dışarıda olsaydım oylarımızı artıracaktım ve oylarımızı koruyacaktım. Erdoğan bunun farkındaydı. 

Bu beyefendinin bir tek üniversite arkadaşı yok

Erdoğan 10 Haziran tarihinde Kocaeli’nde mümkün olsa beni idam edeceğinin açıklamasını yapıyor. “Aday olması için ehliyetinin olması gerekir” diyor. Kendisi en büyük yargıç ya. Ona bu zemini sunan sizin mahkemenizdi. Ama ehliyeti olan bendim ben. Benim üniversite diplomam var. 4 yıllık hukuk fakültesi bitirdim, bu beyefendinin bir tek üniversite arkadaşı yok, çünkü ehliyeti yok.

İnsanın düşmanı mert olmalıdır ama bunlar namertçe davrandılar
 
Yargı masumiyeti, masumiyet karinesi diye birşey var. Bunların hepsini geçtim ama insan mert olur. Elini kolunu bağlayıp içeriye attığınız bir insan hakkında bunları söylemek mertlik midir? İnsanın düşmanı mert olmalıdır ama bunlar namertçe davrandılar. Dışarıda olsaydım bunların cevabını verirdim. Beni Davutoğlu’na sorun o beni iyi tanıyor. Meydanlarda esip gürlemeye çalışırken her seferinde bize takıldıklarını çok iyi biliyorlar. Siz, mahkemeniz buna engel oldunuz. 

Süleyman Soylu, benim içeride olmamın medeniyete bağlı olduğunu ileri sürüyor. Ben Kürt halkının evladıyım, benim halkımın medeniyeti de var. Ama şunu söyleyeyim senin medeniyetin eğer benim içeride olmama bağlı ise ben çıktığım gün senin medeniyetin bitecek. 

Elimi, kolumu, ayaklarımı bağlayıp bu kurtlar sofrasına attınız

Erdoğan’a göre tutukluluk ile hükümlülük arasında hiç fark yok. Devam ediyor, “Tutukluluğun nedeni çok önemli. Bunlar Kürt kardeşlerimi sokağa davet etti ve 53 Kürt kardeşimin ölümüne sebep oldu. Neymiş tutukluymuş, hükümlü değilmiş. İnşallah yargı bunu da düzeltecektir” diyor. Siz elimi, kolumu, ayaklarımı bağlayıp bu kurtlar sofrasına attınız. 

Erdoğan benimle ilgili, “İktidar engelledi diye bir rant gayreti içine girebilirler. Ben arkadaşlara söyledim bırakın mağduriyet imkanı vermeyin. YSK ile görüşün ve konuşması ne ise onu versinler” dedi.  Bakın o da aday ben de adayım ve YSK önünde eşit olmamız lazım. Ama benimle ilgili kararı o veriyor. “Zaten bu canlı yayın değil, korkacak bir şey değil, konuşmasını dinleyeceğiz ona göre karar vereceğiz.” Bunu diyen bir başka aday. Buna imkan veren de mahkemeniz. 

Erdoğan’ın bütün bu söylemlerinde bir çelişkisine de dikkat çekmek istiyorum. Hem diyor “Kürt kardeşlerim bunları desteklemez” ama hem de diyor ki “Diyarbakır’da Muharrem İnce’yi karşılayanlar HDP seçmeni.” Bizim her yerde kitlesel eylemler yapma gücümüz var. Partimizin çok kalabalık mitingleri oldu ama hiçbirini izleyemedim. Çünkü hiçbir medya bunu vermiyor. 

Bu söylemlere göre bitti aslında yargılama. Karar zaten verilmiş. Bu dosyayı Yargıtay’a gönderseniz ve biz bunun içinden çıkamıyoruz deseniz yeridir. Ama olmuyor işte usule uymuyor. 

İçişleri Bakanı Suruç’taki katliamın üstünü örttü, yargıya müdahale etti

Suruç’ta seçmenlerimiz katledildi. Bir oğul işyerinde, bir baba ve oğul da hastanede polislerin gözleri önünde, boğazları kesilerek IŞİDvari bir şekilde katledildi. AKP’liler, “bunlar teröristti, milletvekili adayımıza saldırdı” dediler. Bu çok vahşi bir şey, insanın tüylerini diken diken ediyor. Bu insanların boğazlarını kesecekler, kameraları yok edecekler, duvarların boyasını bile yenileyecekler... Şenyaşar Ailesi ve hayatını kaybeden Yıldız ailesinden bir kişi de var. Hayatını kaybedenleri rahmetle yad ediyorum. Olayı hatırlatmak için söylüyorum. Süleyman Soylu, “Kim bu Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmişse bu olayların müsebbibi odur. CHP’nin ilçe başkanının yaptığı açıklamaya bakmak lazım” diyor. Bu İçişleri Bakanı oradaki katliamın üstünü örttü yargıya müdahale etti.

Bunların yüreğini yakan şey benim aday olmam

Bunların yüreğini yakan şey benim aday olmam. HDP’de aday olacak çok aday var da ama onun içini yakan benim aday olmamdır. Bu defa aday olsam seçimi kaybedeceğini biliyor. Muhalefete neden bu adamı aday yaptınız diyor. “Bunlar mağduriyeti oynuyor, buna benim halkım imkan vermez. Bu seçimleri atlatalım tutukluluk da adaylığa engel olmalı” diyor. Açıkça “TRT’deki çekimin talimatını verdim” diyor.

Sürekli bir algı yaratma, gece gündüz sabah akşam yapıyor. Tarihleri çarpıtıyor, söylemleri çarpıtıyor, failleri çarpıtıyor. Fakat bu adama dava bile açamıyorsunuz. Ne söylerlerse söylesin, yargı hakkında suçlamada bulunamıyor. Böyle bir adam konuşuyor ve bunları yapıyor. 18 Haziran’da Adalet Bakanı Adbülhamit Gül Star Gazetesine demeç vermiş. Kendisi bu süreçte sessiz kalabilirdi. Soylu’nun ne olduğunu anladık fakat sizin özlük haklarınızdan sorumlu bu bakan. Her türlü işinizi yürütecek HSYK Başkanı yargılandığım bir dava ile ilgili konuşuyor; “CHP istediği için Demirtaş içeride. Onlar dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay verdi ve Demirtaş tutuklandı. Propaganda çalışması yapamayacağı biliniyor. Başka bir gerekçe yapılabilirdi ama yapılmadı” diyor. Adalet Bakanı da bir hukukçu ve “tahliye edilmemelidir. Yasalarımızda böyle bir tahliye gerekçesi yok” diyor. Böyle bir tutuklama gerekçesi var mı? Sen onu anlat. 

Ey Soylu, senin bu zavallı halini de anlıyorum

Soylu aynı gün Mersin’de konuşuyor. “TRT’de bana bunları anlatma Demirtaş, sen 53 kişinin katliamının talimatını nasıl verdin onu anlat” diyor. Soylu, “Bir oyluk canları var” sözlerimi “ölüm tehdidi” olarak gösteriyor. Algı böyle yaratılıyor. Tırsmış Soylu. Korkmana gerek yok Soylu, kimseyi ölümle tehdit etmedim, etmem de. Bu kadar korkacağını bilseydim cümleyi başka türlü kurardım. Bu kadar bizden korktuğunu bilmiyordum. 

Soylu, Kocaeli’nden Edirne’ye getirilirken milyonların beni havaalanında karşılayacağını düşündüğümü ve bu olmayınca da şok olduğumu söylemiş. Ey Soylu, bütün o operasyonları senin yaptığın iyi biliyorum. Ama senin bu zavallı halini de anlıyorum. Benim halen arkamda milyonlar var. Ama şunu bil, Edirne’den Kocaeli’ne değil, Çorlu’dan Edirne’ye getirildim. İkinci yalanın Edirne’de havaalanı yok, orada stadyuma indirildim. Senin tahsis ettiğin istihbarata ait özel jet ile Kocaeli’ne indirildik, oradan beni Çorlu’ya ve Edirne stadyumuna indirdiler. Arkamda nasıl milyonlar olduğunu halkımız ortaya çıkardı ve saldırdığın HDP’yi Meclis’e taşıyarak bunu gösterdi. 

Erdoğan, “Partisinde aday mı yoktu” diyor. Benim partimde herkes cumhurbaşkanı adayı olabilir ama senin partinde senin dışında aday yok. 

Yerleri çarpıtıyor, tarihleri çarpıtıyor, mahkemeyi baskı altına alıyor

Erdoğan, “53 Kürt kardeşimizi bu öldürttü. Aslında Suruç’un da faillerinden biri odur” diyor. Yani beni Suruç faili olarak ilan ediyor. 53 Kürt kardeşimiz dedikleri ve öldürülen insanlardan 44’ü HDP’lidir. Bu 44 kişinin tamamı da AKP yandaşları tarafından ya da onların talimatı ile öldürülmüş. İzmir’den Varto’ya Adıyaman’a kadar insanlar öldürülmüş ama sadece Diyarbakır’da öldürülmüş diyor. Yerleri çarpıtıyor, tarihleri çarpıtıyor, gerçeklerin üstünü örterek mahkemeyi baskı altına alıyor. 

Hakan Çavuşoğlu, “Demirtaş’ı ziyaret etmek bu halka nasıl bir düşmanlıktır. Bu insan bu ülkeye ne verdi” diyor. Senin partin bu ülkeye katliamdan, soygundan, yalandan, talandan başka hiç bir şey vermedi. Sen ve senin partin bu ülkeye zarardan başka hiçbir şey vermedi. 

Yalancısın, iftiracısın ve kumpasçısın!

Erdoğan seçime iki gün kala Üsküdar’da konuşuyor. “Biz yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz” diyor cümle buraya kadar güzel. “Bunlar Kürtçülük yapıyor” diyor. Bu ülkede 20 milyon Kürt var ve onların Kürdistan diye bir anavatanı var. Biz Kürtçü değiliz, Türkçü olan da, ırkçı olan da sizsiniz. Benim halkım dili ve hakları yasaklandığı için onu savunuyorum. “Bizi bölemeyecekler, parçalamayacaklar ezanımızı susturamayacaklar” diyor. Vay vay vay bölüyormuşuz, parçalıyormuşuz ve ezanı da susturmaya çalışıyormuşuz. Yalancısın, iftiracısın ve kumpasçısın! Biz ne bölmeye çalıştık ne parçalamaya, ne de ezanı susturmaya. Biz bu ülkeye de, ezana da, havraya da, sinagoga da sahip çıktık. Senin gibi ne ırkçı ne ayrımcıyız. 

Size halkımın hakkını helal etmiyorum

Kobanê çağrısı ne bizim çağrımızla başladı ne de seçimlerden sonra yaşandı. Herkesi kandırdılar, algı yaratmaya çalıştılar. Binali Yıldırım, “Eskiden CHP’nin cumhurbaşkanı adayları Anıtkabir’e gidiyordu şimdi Edirne’ye gidiyorlar, bu bile tek başına ne ile karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor” diyor. Binali Yıldırım yalancısın, iftiracısın. Size halkımın hakkını helal etmiyorum. Sizden hesap sorması için Allah’a yalvarıyorum. Allah yücedir ve elbette sizden hesap soracak. 

Bunlar sadece bakan ve cumhurbaşkanı düzeyindeki açıklamalardır. 

Sayın Başkan, yargı bu durumdayken tarafsız yargılama yapılamaz. Ben korsan bir şekilde kaçırılarak tutuklandım. Gece yarısı polis evimi bastı, beni kaçırdı. Çünkü ellerinde bir yargı kararı yoktu. Şu ana kadar yaptığınızın tamamı yasadışıdır, kanun dışıdır. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları bu siyasi algı operasyonlarını yaptı. Yargı geçmişte buna alet oldu siz de alet olmayasanız diye anlattım. Ama alet oldunuz. Onlara bu malzeme lazımdı ve siz kanunu evirip çevirip bu kararları verdiniz. Birbirimizi kandırmayalım ama bu şekilde bu yargılama gitmez. Ben ifade vermek istiyordum ki gerçekler ne ise ortaya çıksın. Ama bunun imkanı bitti ve o da bu seçimde bitti. Buna siz karar verdiniz. Beni yargılayan esas heyet sizsiniz. Hakkıma, adil yargılama hukukuma, milletin iradesine sahip çıkma hakkıma siz sahip çıkabilirdiniz. Ama geçti, bitti artık. 

Eş Genel Başkanımı tehdit etmek senin haddin değil Soylu

Bütün bunlar yaşanırken Soylu benim Eş Genel Başkanımı tehdit etti. Eş Genel Başkanım gereken cevabı verdi ama buradan cevap verme fırsatım yeni oldu, senin haddine değil Soylu. 

Demirtaş’ın savunmasının ikinci kısmı:

Görebildiğim kadarıyla yeni birkaç delil var. Konuşmalarıma dair fezlekelere dair savunmamı yapacağım. 1 no’lu fezlekeye dair savunmamı yapacağım. Daha önce bildirdiğim sıralamaya göre genel bir savunma yapacağım. 

Hatırlarsanız konuşmalarımın hangisinin sorumsuzluk kapsamına girdiğinin araştırılmasını istemiştim. Siz de bunu yapmayacağınızı söylemiştiniz. 

32 fezleke tek bir davaya dönüştürüldü. Tamamına yakını, basın toplantıları, miting, TV konuşmaları ve açıklamalardır. Bu konuşma ve açıklamalar dışında doğrudan bir örgütsel bağ isnadı, bana yöneltilen 3 delil var. 3 delille, örgütle yasadışı ilişki kurduğum iddia edilmiştir. Bu 3 delil hem sizin tarafınızdan hem de avukatlarımız tarafından soruşturuluyor. Mercek isimli bir gizli tanık verdiği bir ifadede “Selahattin Demirtaş ve Ahmet Türk’ün Meclis’teki Kürtçe konuşmalarının talimatını örgüt verdi” dedi. Ben ilk savunmada size anlatmaya çalıştım. Bu dosyada ciddi gizli deliller var. Ben kendimi bildiğim için bunu söylüyorum. Tanığın yalan konuşma ve bunu yapma hakkı da var. Ama ben bu duruşmada tek bir yalan cümle konuşmadım. 

Olmayan gizli tanığı dosyaya koydular 

Bu fezlekeleri hazırlayanların Cemaat ile ilişkili olduğunu söyledik. Mercek isimli gizli tanığın aslında olmadığı sizin 3 yazınızda var. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığından belge istediniz. Ne varsa gönderdik dediler. Dediniz ki “ben bu Mercek denilen gizli tanığı dinlemek istiyorum” dediniz. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, “böyle bir gizli tanık yok ki” dedi. Cemaat böyle bir tanığı benim dosyama koydu, suç işlediler. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı bu suça ortak oldu. Mercek diye bir gizli tanık yokmuş. Benim dosyama konulması kumpastır, suçtur. Olmayan bir gizli tanığı dosyama ekleyen Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ve ilgili merciler hakkında suç duyurusunda bulunacağız. 

Bir diğer iddia; Kamuran Yüksek ile yaptığım iki telefon görüşmesi. İddianamenin 20-21. sayfaları. Kamuran Yüksek o dönem Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ben Grup Başkanvekiliyim. Eş Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla Yüksek beni arıyor ve Strazburg’daki konferansa iki milletvekili görevlendirmemi istiyor. Konuşmada da geçiyor, Kamuran Yüksek bana diyor; “Sağol ya, sizin Faik ile görüşüp çözdünüz değil mi o işi”. Ben de diyorum ki, “Faik ile görüştüm Sebahat’a ilettim. Halletmişler mi?”. İddia şu ki Kamuran Yüksek bu arada Sabri Ok ile görüşme yapmış, Sabri Ok bu talimatı Kamuran’a vermiş o da bu talimatı bana vermiş. Bu konuşmada ne Sabri Ok’un iması ne ismi geçiyor. İddianame diyor ki, “KCK arasındaki ilişkiyi Faik Hoca isimli kişi yapıyor diyor. Faik Hoca bizim Avrupa temsilcimizdir. Hem ben hem de Kamuran Yüksek gençliğimizden beri parti çalışmalarındayız ve yaşça bizden büyük olduğunda ona Faik Hoca diyoruz. DTP döneminde Faik Yağızay’ın Avrupa Temsilcimiz olarak atandığına ilişkin yazıyı ibraz ediyorum. HDP tarafından Dış İlişkilerden Sorumlu Hişyar Özsoy’un Faik Yağızay’ı AP temsilcimiz olarak atadığını ibraz ediyorum. 

Bazı fotoğraflar sunuyorum. Faik Yağızay Avrupa Parlamentosu Başkanı ile tokalaşıyor. Faik Yağızay bütün görüşmelerimize eşlik ediyor. Yıllardır partimizin Strazburg Temsilciliğini resmi olarak yürüten kişidir. Savcı bu konuda hiçbir delil sunmuyor, Faik Hoca denilen kişiyi sanki illegal kişi olarak sunuyor. İşte kumpas budur. Kamuran Yüksek o dönem beni aramış, hatırlamıyorum aradan 10 yıl geçmiş. Belgeleri geldiği için biliyorum. “Faik Hoca Strazburg’a özellikle seni ve Gültan Hanım’ı istiyor. Etkili bir konferanstır” diyor, ben de “hayır, uygun değiliz” diyorum ve gitmedik. Görev verdiğimiz milletvekili gitti. Kamuran Yüksek benden talepte bulunuyor. Konuşmalardan da tuttuğum evraklardan da net anlaşılıyor. Bana böyle bir talimat verildiğine ilişkin ima bile yoktur, 10 yıl önce yapılmış siyasi çalışmadır, açık bir faaliyettir. Şimdi FETÖ’den tutuklu olan savcı bunu iddianameye sokmuştur. Bu delil de sahte bir delil. 

3’üncü İkram Ersöz ile ilgili olan iddia. Ali Oruç isimli kişiye örgütten bir talimat gelmiş. “Elazığ’da Demirtaş ve Gültan Kışanak, örgüt adına ziyarette bulunacak ve ondan özür dileyecek.” Ne böyle bir olaydan haberimiz oldu ne böyle bir şey yaşandı. Fezleke ile haberimiz oldu. Ali Oruç yargılandı ve beraat etti. Buna rağmen savcı bu delili bu dosyaya koydu. Savcı araştırmadı, siz bir yıldır araştırmadınız. Yahu gidin şu İkram Ersöz ailesini araştırın, “gelip bunlar sizinle görüştü mü” diye sorun. Niye almıyorlar, çünkü yalan olduğunu hepsi biliyor. İkram Ersöz ailesini hayatım boyunca ne gördüm ne tanıdım. Böyle bir talimat gelmedi. Aslında savcının delil ortaya koyması gerekiyordu ama ben sunuyorum. 

Organik bağ iddiasına dair üç delilin üçü de yalandır, kumpastır

Lehime olan bir delili bir yıldır göndermeyen emniyet benimle ilgili olmayan ama ismimin geçtiği ne kadar “delil” varsa dosyaya gönderiyor. Kovuşturma başlamış Muş, Bingöl, Diyarbakır emniyetleri gece gece arşivi araştırıp Demirtaş’ın isminin geçtiği ne kadar dosya varsa gönderiyorlar. Emniyette Demirtaş ile ilgili bir masa vardır. Bu masa özel olarak çalışıyor. Bu delillerin dosyamızla alakası da yok. İkram Ersöz ile ilgili 4-5 yazı gönderdiniz, bu delili gönderin diyoruz ama göndermiyorlar. 3 tane organik bağ iddiasının 3’ü de yalandır, kumpastır. 

Baluken, Yüksekdağ ve tüm arkadaşlarımızın dosyaları kumpaslarla dolu

Bu sahte delillerle ilgili sizin suç duyurusunda bulunmanız gerekiyor. Şimdi af gerekçesi için ne diyorlar Cemaat kumpası var diyorlar. Yahu Figen Yüksekdağ, İdris Baluken ve diğer arkadaşlarımızın dosyaları bu kumpaslarla doludur. 

Geri kalan tape kayıtları geldi mi gelmedi mi? Cezaevinde 10 binlerce karmakarışık belgeyi takip edemiyorum. Ben dava dosyamda ne oluyor bilemiyorum. Hangisi hangi dosya ile ilişkilidir, hangisi hangi diğer delille ilişkilidir bilemiyorum. Neredeyse 20 bin sayfayı buldu. Benim bunları okumam 5 yılımı alır. Mahkemenizin delilleri yeniden incelemesi gerekiyor. 

Mahkeme Heyeti: 9 ve 31 nolu fezlekelere ilişkin ek savunma hakkı vermiştik. Diyarbakır’daki basın açıklamasına ilişkin… Hatırlatayım. İddianame de sizin terör örgütü yöneticisi olduğunuz ve bunları terör amaçlı yaptığınız söyleniyor… Ben kanuni dayanağımızı söyledim Selahattin Demirtaş.

6-8 Ekim Kobanê olaylarının asıl sorumlusu hükümettir

Demirtaş: İlk defa dosyaya giren şey ne onu anlamıyorum. 6-8 Ekim Kobanê eylemleri ilgili savunmamı tekrarlıyorum. Bunun hiçbir şekilde şiddet olayıyla bağlantısı kurulamaz. Bu olayların asıl sorumlusu hükümettir. Bizim hiç bir şekilde dahiliyetimiz olmamıştır. 5 Ekim akşamı genel merkezimiz tarafından atılan tweet’in saatiyle ilgili iddianame savcısı kasten yanlış bilgi yazmıştır. Bizim iddia ettiğimiz saatin doğru olduğu anlaşılmıştır. Bu atılan tweetin amacı ne şiddete yöneliktir ne de böyle bir sonucu vardır. 32 Merkez Yürütme Kurulu üyesi ifade bile vermedi. Doğrusu da budur. Geri kalan arkadaşlarımızdan bir kısmı bu suçtan dolayı tutuklandı ve bununla ilgili AYM iki arkadaşımız hakkında haksız tutuklama nedeniyle ihlal kararı verdi. Sadece mahkemeniz 24 Haziran seçimlerine giderken bu konuda bir zemin hazırlamak için bir karar verdi. Bundan sonra bütün Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin gelip ifade vermesini isteyeceğim. Sayın Figen Yüksekdağ katıldığı duruşmada bunu teyit etti. Ben o saatlerde Başbakan ile görüşme yapıyordum. İşin doğrusu budur. 

Dağlıca’daki saldırının talimatını benim verdiğimi manşetten veren medya hakkında kimse soruşturma başlatmadı

9 No’lu fezlekede de yaptığımız konuşma ya da basın açıklamasının asıl niyetinin yaşanan çatışma ve şiddeti durdurmak olduğunu basın mensupları ile uzun uzun paylaşmıştım. Demişim ki, “Bir yandan da bu acıların son bulması için ısrarlı bir barış çabası yürütüyoruz. Halen maalesef sonuç alabilmiş değiliz ve ülkemiz de kan akıyor. Bu ülkedeki medya Dağlıca’daki saldırının talimatını ben vermişim gibi manşetten verdi. Türkiye’de bir arada yaşam söylemlerimize rağmen henüz ateşken devam ederken, 166 yerde partimize saldırı oldu, iki gün boyunca partimizi yakıp yıkanlar ve bunu terör bahanesiyle yapanlar, sizin alçaklıklarınızı 7 Haziran seçimlerinden önce de biliyorduk. O zaman şiddet mi vardı? Herkesin protesto etme hakkı vardır insanların protesto etme hakları vardır. Biz onların protestolarını da bize yönelik eleştirilerini de dikkatlice dinleriz, doğru mudur yanlış mıdır anlamaya çalışırız”. 

Parti Binalarımızı yakanları kast ederek, “İki günde 400’den fazla yerde saldırı yaşanmıştır” dedim. Parti binalarımız, Kürtlere ait işyerleri, otobüsler cayır cayır yakıldı ve hiçbiri ile ilgili bir soruşturma yapılmadı. Buna ilişkin açıklama yaptım ve “belirlenen yerler devlet eliyle organize bir şekilde yakılmıştır, bunun anlamı 400 vekil vermezseniz sonucu budur demek isteniyor.” dedim. Bunu yapanlara “tutuklanıp yargılanacaksınız” dedim. Bu ülkedeki medya Dağlıca’daki saldırının talimatını benim verdiğimi manşetten verdi. Kimse de bunlarla ilgili soruşturma başlatmadı. 

Eleştirilerimin tamamı şu paragrafta olduğu gibi; “içeriye girmeye çalışıyorlar diyoruz, girdiler ateşe verdiler saatlerce müdahale edilmedi. Valiliği aradık, terbiyesizce saygısızca konuşulduktan sonra telefonu kapattılar. Bu da gösteriyor ki devlet kararı ile devlet parti binalarımızı ateşe vermiştir”. Bu açıklamaların tamamı eleştiri hakkı kapsamındadır ve ne hiçbirinde şiddet çağrısı vardır ne de buna yönelten bir şey.

Hangisinin 83/1 kapsamında kaldığını, kalmayanlara Anayasa kapsamında olanlara ilişkin savunmamı almanızı talep ediyorum. Bu konuşmaların aynısını ben Meclis’te yapmışım. Usul, adil yargılama açısından bana tanınan hakkın verilmesi için bir ara karar verilmesini istiyorum. Savunma yapacağım, savunma yapmaktan kaçmak için söylemiyorum. “Bunlar geldikten sonra savunma yapmak istiyorum” dedim.

Savcı: İddianame içerisinde yer alan konuşmaların yasama sorumsuzluğu kapsamında kalıp kalmadığının tespitini yapma görevinin, mahkemenin yargı görevi içinde kalması nedeniyle bu değerlendirmenin mahkemece yapılması ve bilirkişiye yaptırılması yönündeki talebin reddine karar verilmesi talep olunur. 

Mahkeme Başkanı: Gereği düşünüldü. 

Avukat Mehmet Emin Aktar araya girerek: Yasama sorumsuzluğuna ilişkin herhangi bir tartışma yok. Anayasa açık. Konuşmanın içeriğinde suç olabilir. Anayasa bunu yasaklamış siz bu seçilmişe dokunamazsınız demiş…

Demirtaş: Avukatlar daha açık ifade ettiler. Savcı Bey’in mütalaasından da anlaşıldığı üzere talebim doğru anlaşılmamış. Benim elimde de avukatlarımızın elinde de Parlamentodaki konuşmamın çözüm tutanağı yok. Bilirkişi şu incelemeyi yapar; binlerce sayfalık konuşma içerisinde yasama dokunulmazlığı kapsamındaki konuşmaları ayıklar ve bunu mahkemeye sunar. Karar mahkemenin takdirine kalır. Benim elimde çözüm tutanakları yok. 

Mahkeme Heyeti: Gereği düşünüldü. İddianamede belirtilen konuşma içeriklerinin yasama dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin bilirkişi atanması talebi oy birliği ile reddedildi.

Demirtaş: Grup konuşmalarımda ve Meclis’te yaptığım konuşmaların tamamının dökümünün yapılarak tarafıma tebliğ edilmesini talep ediyorum.

Mahkeme Heyeti: Buna duruşma sonunda karar vereceğiz.

Demirtaş: 3 no’lu fezleke kapsamında çözümler elime ulaştıktan sonra sorumsuzluk kapsamında mı savunma yapacağım yoksa başka türlü mü? 11, 18, 22, 21, 16, 17, 15, 20, 19, 13, 14, 12, 23, 29, 30, 10, 27, 8, 11, 5, 4 no’lu fezlekelere ilişkin bu konuda nasıl savunma yapacağıma karar vereceğim. Bütün fezlekelerde aynı zamanda propaganda suçlaması var. Konuşma içeriklerinin bazıları propaganda olarak isnat ediliyor. Şu anda elimde olsaydı savunmamı çok rahat yapardım. Ben bu konuşmaların büyük bölümünü Meclis Grup toplantılarında ve Genel Kurul’da yaptım. 

Mahkeme Heyeti: TBMM’deki konuşmalarınızın çözümü yapıldıktan sonra savunma yapacağım diyorsunuz, doğru mu? 

Demirtaş: Doğrudur. Hepsiyle ilgili böyle bir talebim var.    

Demirtaş: 10 no’lu fezlekeye ilişkin fotoğraf olduğu için savunmamı yapabilirim. O dönem çözüm süreci kapsamında hem hükümet hem HDP olarak bir çalışma yürütüyorduk. Kamuoyu gözü önünde yapılan çalışmalardı. Bu konuda bir kanun çıkarıldı. Çözüm süreci kapsamında yürütülen faaliyetler hakkında hiçbir şekilde adli, hukuki soruşturmalar yürütülemeyecek dendi. Bizler de zaman zaman İmralı, zaman zaman Kandil’e gittik. Çözüm sürecine desteği artırmak ve gerçekten Kandil’e ve İmralı’ya gittiğimizi göstermek açısından görsel bir çalışma yürütmek açısından bu fotoğraflar çekildi ve bunlar Adalet Bakanlığı bilgisinde kamuoyuna sunuldu. İmralı’da çekilen fotoğraflar resmi bir Adalet Bakanlığı arması olan flash bellekle bana teslim edildi. Kandil ile görüntüleri de çözüm ve barış adına bir fotoğrafla kamuoyuna göstermek istedik. Çözüm sürecinde kamuoyunun desteğini artırmak için çekilmiştir. O fotoğrafla hiçbir şekilde PKK’nin faaliyetini övücü bir faaliyette bulunmadık. O fotoğraf birinin suç duyurusu üzerine fezlekeye dönüştürülmüştür. 

Mahkeme Heyeti: Elazığ Ağır Ceza Mahkemesinin, birleştirme kararı ile propaganda yapma ve suçu ve suçluyu övmek iddiasıyla açılan dosya için savunma yapacak mısınız? 

Demirtaş: Elazığ konuşmasının bir benzerini grup toplantısında yaptığımı hatırlıyorum. Hangi konuşma olduğu ortaya çıkarsa ona göre savunmamı yapmaya devam edeceğim. 

Mahkeme Heyeti: Savunmaya devam etmeyeceksiniz, öyle anlaşıyor. 

Demirtaş:  Evet Sayın Başkan.

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol