PISA sonuçları açıklandı: '15 yaş grubu öğrenciler' OECD ortalamasının gerisinde

Bu sene 79 katılımcı ülke ve bölgeden 15 yaş grubundaki yaklaşık 32 milyon öğrenciyi temsilen 600.000 öğrenciyi kapsayan uluslararası eğitim değerlendirme testi PISA sonuçları açıklandı.

PISA sonuçları açıklandı: '15 yaş grubu öğrenciler' OECD ortalamasının gerisinde

Bu sene 79 katılımcı ülke ve bölgeden 15 yaş grubundaki yaklaşık 32 milyon öğrenciyi temsilen 600.000 öğrenciyi kapsayan uluslararası eğitim değerlendirme testi PISA sonuçları açıklandı.

03 Aralık 2019 Salı 11:53
PISA sonuçları açıklandı: '15 yaş grubu öğrenciler' OECD ortalamasının gerisinde

Gazete Emek- Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı ve açılımı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı olan PISA, örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin topluma tam katılımı için elzem görülen kilit bilgi ve becerileri ne ölçüde edindiği değerlendiriliyor. Program, üç senede bir güncelleniyor.


Bu kapsamda öğrencilerin matematik ve fen bilimleri okuryazarlığı ile okuma becerilerinin yanı sıra, küresel becerileri, okul ortamları, mesleki beklentileri ve ailelerine dair veriler de derleniyor. Dolayısıyla sadece ezberi ölçmeyen, bilgiyi gerçek hayatta kullanabilmeye dair eğitim sistemini teşvik etmeye yönelik bir değerlendirme söz konusu.

PISA değerlendirmesine bu sene OECD üye ülkesi olan Türkiye’den 15 yaşındaki 884.971 öğrenciyi temsilen 6890 öğrenci, 186 okul katıldı.

Türkiye, her ne kadar önceki senelere göre bir toparlama kaydetse de, ortalaması 493 olan Fen Bilimler sıralamasında 425 puanla, ortalaması 493 olan okuma becerilerinde 405 puanla, ortalaması 490 olan matematikte ise 413 puanla tüm alanlarda OECD ortalamasının hayli gerisinde kaldı.

PISA sonuçları değerlendirilirken; öğrenciler, en alt başarı düzeyinden en üst başarı düzeyine göre altı düzeyde gruplandırılıyorlar. 5. ve 6. düzeyler üst yeterlik düzeyleri oluyor.


Okuma becerilerinde tablo

Bu yılki rakamlara göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 74’ü okuma becerilerinde en az ikinci yeterlik düzeyine ulaşırken, OECD ortalaması yüzde 77 oldu. Okuma becerileri konusunda Türkiye Ukrayna, Macaristan, Hırvatistan gibi ülkelerin gerisindeyken, Slovakya, Yunanistan gibi diğer OECD üye ülkelerinin önüne geçti.

Bir diğer deyişle, bu öğrenciler ortalama uzunluktaki bir metindeki ana fikri anlıyorlar, açık ancak bazen karmaşık kriterleri temel alan bilgiyi bulabiliyorlar, metnin ana fikri üzerinde fikir yürütebiliyorlar.

Türkiye’de öğrencilerin sadece yüzde 3’lük bir kısmı okuma becerileri alanında beş ve altıncı düzeye erişmiş durumdayken, OECD ortalaması ise yüzde 9. Bu düzeydeki öğrenciler uzun metinleri anlayabiliyorlar, soyut kavramlarla başa çıkabiliyorlar ve bilginin kaynağı veya içeriğine dair zımni ipuçları temelinde gerçek ve fikir arasında ayrımlara gidebiliyorlar.

Türkiye’de söz konusu yaş aralığındaki öğrencilerin, üç yıl önce açıklanan PISA sonuçlarına göre 'okuduğunu anlama' kategorisinde 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında 50'nci sırada yer alması eğitim sistemine dair birçok endişeyi gündeme getirmişti.

Matematik alanında ise 2018 verilerine göre OECD ortalaması olan yüzde 76’ya kıyasla Türkiye’de öğrencilerin yüzde 63’ü 2.düzey ve üzerine erişebilmiş. Yani bu öğrenciler örneğin iki alternatif yol arasındaki toplam mesafeyi kıyaslayabiliyorlar veya bir ürünün fiyatını farklı bir para birimine dönüştürüp hesaplayabiliyorlar.

Matematik alanında 5.düzey ve üzerine çıkan öğrenciler ise, OECD ortalaması olan yüzde 11’e kıyasla Türkiye’de yüzde 5 düzeyinde kalıyor.

Fen bilimleri alanında OECD ortalaması olan yüzde 78’lik başarı düzeyi ise Türkiye’de yüzde 75 ile görece bir başarı elde edildiğine işaret ederken, 5.düzey ve üzerindeki öğrencilerin oranı ise OECD ortalaması olan yüzde 7’ye kıyasla yüzde 2 düzeyinde kaydediliyor. Yani bilim alanında en başarılı katman olan bu öğrenciler, bilimsel verileri birçok farklı durumda yaratıcı ve otonom bir şekilde kullanabiliyorlar.

2003 ve 2006 sonuçlarına oranla olumlu ivme

PISA 2018 sonuçlarına genel çerçeveden bakıldığında, söz konusu üç alanda 2009 ve 2012 yıllarındaki tabloya benzer sonuçlar söz konusu iken, 2003 ve 2006 yıllarındaki PISA sonuçlarından çok daha olumlu bir sonuç kaydedildi.

2003-2018 yılları arasında Türkiye’de PISA’ya katılabilen 15 yaşındaki nüfusa 400.000 kişi daha eklendi ve PISA örneklemlerinde ele alınan 15 yaş aralığındaki öğrencilerin oranı 2003 yılında yüzde 36 iken 2018 yılında yüzde 73’e yükselerek iki katından çok artmış oldu.

New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selçuk Şirin, eğitimde uluslararası kıyaslamalı verilerin artık nihayet önemsendiğine dikkat çekiyor.

“2012 yılı PISA verileri açıklandığında “PISA gelmiş neyime” başlıklı bir yazı yazdığım ortam artık yok. İnsanlar artık eğitimi verilerle tartışıyor. Bu güzel bir gelişme” diyor euronews Türkçe’ye konuşan Şirin.

Sosyo-ekonomik dezavantajlar

Öte yandan sonuçlar üzerinde sosyo-ekonomik altyapı ile öğrenme arasındaki ilişki belirleyiciliğini koruyor.

OECD ülkelerindekine benzer şekilde (89 skor puan) Türkiye’de sosyo-ekonomik açıdan avantajlı öğrenciler, okuma alanında dezavantajlı öğrencilerin 76 skor puan üzerine çıkmış durumda. Performansta sosyo-ekonomik farklılıklar Türkiye’nin yanı sıra Hırvatistan, Dominik Cumhuriyeti, Kosova, Tayland gibi ülkelerde de oldukça belirleyici olup, eğitimde fırsat eşitliğinin önündeki sorunların çözümü için spesifik politikalar dizayn edilmesi yönünde üye ülkelere OECD tarafından çağrıda bulunuluyor.

Okuma becerileri açısından PISA 2018 sonuçlarına göre avantajlı öğrencilerin sadece yüzde 9’u ve dezavantajlı öğrencilerin yüzde 1’i en iyi performansı sergileyen katman içerisinde. Bu oran OECD’de yüzde 17 iken Türkiye’de yüzde 3 düzeyinde olup OECD ülkeleri arasında en düşük orana karşılık geliyor.

Matematik ve bilim alanındaki performansa bakıldığında ise tüm PISA katılımcısı ülkeler arasında benzer bir uçurum söz konusu. Türkiye’de avantajlı ve dezavantajlı gruplar arasında matematik performansında yüzde 11’lik bir fark OECD ülkelerinde ortalama yüzde 14 iken, bilim alanında da yüzde 11’lik fark korunuyor (OECD ortalaması ise yüzde 13).

Dezavantajlı geçmiş bir kader değil

Ancak PISA sonuçları dezavantajlı olmanın kaçınılmaz bir kader olmadığını da vurguluyor. Zira, dezavantajlı sosyoekonomik altyapıdan gelip yüksek akademik başarı gösteren öğrenciler de var. Türkiye’de sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin yüzde 15’i en iyi okuma becerilerine sahip kesim arasında sayılırken, bu oran OECD ortalamasında yüzde 11.

Personel eksikliği açısından Türkiye’nin OECD ortalamasına benzer bir düzeyde olduğuna dikkat çekilirken, eğitim materyallerinin eksikliği açısından OECD ortalamasına göre daha iyi bir durumda olduğumuz belirtiliyor. Ancak Türkiye, Malezya, Fas, Peru, Singapur gibi ülkelerde, daha varlıklı öğrencilere hizmet verilen okullardaki öğretmenlerin, devlet okullarına kıyasla daha fazla sertifikaya sahip olduğuna dikkat çekiliyor.

Türkiye’de 100 öğrencinin 27’si, “dezavantajlı” sayılan bir okula gidiyor. Bu oran OECD ortalamasında yüzde 34.

Eğitimde cinsiyet eşitliği

Eğitim performanslarında cinsiyet eşitliği konusunda ise, ortalama OECD verilerine benzer şekilde Türkiye’de okuma becerileri alanında kız çocuklar erkekleri 25 skor puan geride bırakıyor ve bu açık 2009 yılında ölçümlenen yüzde 43’lük skor puana göre oldukça düşmüş durumda. Türkiye’de matematik alanında kız ve erkek çocuklar benzer performans sergilerken, bilim alanında ise kızlar erkeklerin biraz daha üzerinde bir tablo çiziyorlar.

Matematik veya fen bilimleri alanında en yüksek performansı sergileyen öğrenciler arasından üç erkekten biri mühendis veya bilim insanı olma hayali kurarken, kızlar arasında bu oran beşte bir. Öte yandan, yüksek başarılı kızların yarısı ileride sağlıkla bağlantılı mesleklerde çalışmak istiyor.

Prof. Şirin, 2018 PISA verilerinin, 2015 yılına göre iyileşme kaydedildiğini, ama 2009-2012 dönemine göre yerinde saydığımızı gösterdiğini kaydediyor.

“2015 yılı zaten her alanda dibe vurduğumuz bir seneydi. 2015’deki 50. sıranın daha da altına inilmesi zaten beklenemez, zira ondan sonrası 3. Dünya ülkesi anlamına gelir. O nedenle bu sene 40’lara gelmemiz şaşırtıcı değil. Bu tarz süreli verilerde ortalama düzeye doğru regresyon diye bir vaka var. 2015 yılında uçtaydık, şimdi biraz ortalamaya yaklaştık” diyor Şirin.

4+4+4 eğitim sisteminin etkisi

Türkiye açısından 2012-2015 yıllarına dair keskin düşüş, 2012 yılında çıkarılan 4+4+4 eğitim yasasıyla birlikte yaşanan geçiş süreciyle bağlantılı görülüyor. Keza zorunlu eğitimin 12 sene olmasıyla birlikte akademik performansı düşük olan, okumak istemeyen öğrenciler zorunlu olarak okula gelerek genel başarıyı düşürdü.

PISA raporunda akran zorbalığının eğitim performansı üzerindeki etkisi de ölçülüyor. OECD ülkelerinde öğrencilerin yüzde 23’ü, Türkiye’de ise yüzde 24’ü her ay birkaç kez zorbalığa uğradığını kaydediyor.

Türkiye’de olduğu gibi PISA değerlendirmesi kapsamındaki birçok ülkede öğrenciler, öğretmenlerinin heyecanlı ve şevkle ders anlatması durumunda okuma becerilerinde daha yüksek bir performans sergiliyorlar. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 67’si, OECD ortalamasında ise yüzde 74’ü, öğretmenlerinin mesleğini severek ders anlattığı fikrinde.

Prof. Şirin, “Fen bilimlerinin de matematiğin de temelinde okuduğunu anlamak yatıyor. Çocukları, özellikle de kız çocuklar karmaşık metinleri anlamaktan aciz. Bunun sebeplerini anlamak için bu veriler üzerinde durmamız elzem” diye vurguluyor.
 

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol