Fehim Taştekin'den dikkat çekici yazı: Fırat’ın doğusu için ordu içinde çekinceler

Türkiye Menbic ve Fırat’ın doğusuna müdahale için bir yandan ABD ile yol haritası belirlemek diğer yandan Rusya’dan yeşil ışık almak için müzakereleri sürdürürken Türk ordusunda sıra dışı bir gelişme yaşandı. 

Fehim Taştekin'den dikkat çekici yazı: Fırat’ın doğusu için ordu içinde çekinceler

Türkiye Menbic ve Fırat’ın doğusuna müdahale için bir yandan ABD ile yol haritası belirlemek diğer yandan Rusya’dan yeşil ışık almak için müzakereleri sürdürürken Türk ordusunda sıra dışı bir gelişme yaşandı. 

06 Ocak 2019 Pazar 23:14
Fehim Taştekin'den dikkat çekici yazı: Fırat’ın doğusu için ordu içinde çekinceler

Gazete Emek-Türkiye Menbic ve Fırat’ın doğusuna müdahale için bir yandan ABD ile yol haritası belirlemek diğer yandan Rusya’dan yeşil ışık almak için müzakereleri sürdürürken Türk ordusunda sıra dışı bir gelişme yaşandı. 

Suriye’de Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarını komuta ederek yıldızı parlayan İkinci Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Metin Temel ile Dördüncü Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Barut pasif göreve alındı. Komutanların mevcut pozisyonlarından alınmasının arkasında Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonla ilgili itirazların yattığı öne sürülüyor.

Suriye’de yeni bir seferberliğin öncesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çok değer verdiği iki komutanla ilgili bu tasarruf, Türkiye’yi Fırat’ın doğusunda çelişkiye düşüren noktaların komuta kademesinde de paylaşıldığını gösteriyor.

Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek askeri kulislerde dillendirilen itirazları şöyle aktarıyor:

Karşıdaki tehdit, Fırat Kalkanı bölgesi ve Afrin'deki tehditten farklı. ABD'den büyük destek alıyorlar, daha donanımlı ve eğitimliler

İki harekâtta sağlanan uluslararası destek, burada tam olarak sağlanmadı. Hem ABD hem Rusya karışık mesajlar veriyor.

Mevsim ve coğrafi koşullar dezavantaj olarak karşımızda. Bu durum “en az kayıpla harekât” hedefine zarar verebilir.

ABD, dar kapsamlı bir kontrollü bir harekât için Türkiye'ye IŞİD ile savaşını yüklemeye çalışıyor. Sınırımızdan çok uzakta bir bölgede IŞİD ile savaş, Türkiye'nin zorunluluğu değil.

Ordu içindeki farklılıklar aleni olarak dışarıya yansımasa da geçmişte hükümetin Suriye siyasetiyle ilgili rahatsızlıklar özellikle emekli askerler tarafından gündeme getirilmişti. Ancak “Suriye’de PKK’yi hedef alıyoruz” denildiğinde ordu içinden farklı bir ses beklenmiyordu. ABD Başkanı Donald Trump’ın ani çekilme kararına paralel olarak İslam Devleti’nin (İD) bakiyesini bitirme işini Türkiye’ye havale etmesi Fırat’ın doğusuna operasyonla ilgili var olan kuşkuları daha da artırdı.

Ordu içinde operasyonla ilgili çekinceler taşıyanlar Temel ve Barut ile sınırlı olmayabilir. Hükümetin sonuna kadar gitme konusundaki kararlılığı Türkiye’nin önündeki açmazlar ve belirsizlikleri gidermeye yetmiyor.

Her şeyden önce Trump’ın Amerikan güçlerinin yerini Türkiye’ye bırakma önerisi ile Ankara’nın peşinde olduğu stratejisi arasında derin bir uyuşmazlık var: ABD’nin biçtiği misyon İD’le mücadele iken Türkiye, Kürtlerin öncülüğünde şekillenen özerk yapılanmayı çökertmekten söz ediyor. Ankara’nın orijinal harekat planı, Dicle ile Fırat nehirleri arasında sınır boyunca 10-40 kilometre derinliğinde Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) arındırılmış bir tampon bölge yaratmak. Ankara’nın Kürt bölgelerinin arkasından dolaşarak Deyrizor’a kadar inip İD’le savaş gibi bir derdinin olduğu söylenemez.

Ayrıca farklı çevrelerde Suriye’nin topraklarını kurtarma işini kendi ordusuna bırakmak varken neden Türkiye’nin İD’le savaş adına sınırlardan çok uzağa gitmesi gerektiğini sorgulayanların sayısı artıyor.

“ABD Türkiye’nin Kürtleri ezip geçmesine izin verecek mi?” sorusu günlerdir yanıt beklerken nihayet, önce ABD’li Senatör Lindsey Graham, ardından Trump’dan Ankara’da soğuk duş etkisi yapacak birer açıklama geldi. Başkan’la görüşen Graham şöyle konuştu: “Trump, Suriye’den çekilmede şunları temin etmiş olacak: IŞİD tamamen imha edilmiş olacak. İran boşalan yerlere yerleşmeyecek. Kürt müttefiklerimiz korunmuş olacak"

Graham Kürt-Türk çatışmasını önleyecek bir formülden dahi bahsetti: Trump Türkiye’ye ihtiyacı olan tampon bölgeyi alacakları konusunda güvence verecek. Trump da 2 Ocak’taki kabine toplantısında “Kürtleri korumak istiyoruz” sözünü iki kez tekrarladı.

Türkiye Afrin’deki gibi bir çökertme planıyla bölgeye girerken ABD Kürtleri nasıl koruyacak? Tampon bölge Kürtleri sınırdan uzaklaştırmanın formülü ise bu, çatışma olmadan nasıl sağlanacak? Sahadaki 2000 askerini de çekmekten bahseden ABD tamponu hangi güçle garanti edecek?

Rusya da Ankara’yı operasyondan vazgeçirmeye çalışırken farklı bir tampon vaat ediyor: ABD’nin çekilmesiyle Menbic ya da Fırat’ın doğusundaki hatlara Suriye ordusunun yerleşmesini önceleyen Ruslar sözü, “Ordu geldiğinde zaten YPG’nin kontrolü sona erecek” demeye getiriyor. Kürtlerle pazarlıklarda Suriye yönetimi de orduyu, YPG ile yan yana durmak değil YPG’nin çekilmesi şartıyla bölgeye göndermekten bahsediyor. Türkiye ise Kürtlerin bir şekilde bölgede kalacağından ya da Suriye ordusunun bunları perdeleyeceğinden şüphe ediyor.

Ankara, Amerikan ve Rus planları arasında bocalarken meseleyi daha da karmaşık hale getiren başka bir şey daha devreye girdi: Trump yönetimi bir yandan Türkiye’yi Fırat’ın doğusuna dahil etmek isterken diğer yandan Ankara’nın birkaç yıldır hasım bellediği Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan asker istedi. Suudiler ve BAE’nin Fırat’ın doğusundaki aktörlerle teması halihazırda Türk yetkililerin sinirlerini epey zıplatmış durumda. Afrin’e müdahaleyi “işgal” olarak nitelendirmiş olan Mısır’ın son günlerde Kürtlerle Şam yönetimini buluşturmak üzere çaba içerisinde olduğuna dair haberler de antenlerin kalkmasına yol açıyor.

Ankara, İran’ı Suriye’den uzak tutma hedefiyle de pek ilgilenecek durumda değil. Türkiye Amerikan yaptırımlarına katılmayı bile düşünmezken İran’a karşı Suriye’de blokaj harekâtına eşlik etmesi gerçekçi değil.

Fırat’ın doğusuna olası kara harekâtının başarısıyla ilgili de sorular var. Afrin, Tel Rıfat istikametindeki bir çıkış koridoru hariç zaten kuşatma altındaydı. Bölgenin izole edilmiş olması nedeniyle YPG’nin savaşçı ve silah gücü de sınırlıydı. Fırat’ın doğusundaki YPG ise hem Amerikan silahlarıyla donatıldı hem de İD’le savaşta büyük bir deneyim kazandı. Yine Afrin’den farklı olarak Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki şerit hem çok uzun hem de güney tarafları her türlü sürprize açık. Afrin Türkiye’nin güdümünde olup YPG’ye de düşmanlık ilan etmiş silahlı örgütlerle çevriliydi.

Saha koşulları dikkate alındığında 450 kilometre uzunluğunda bir bölgeyi tutmanın ve istikrarını korumanın garantisi yok. Bir başka tartışma konusu Afrin’de TSK’ye eşlik eden milis güçlerinin geride bıraktığı kötü sicille ilgili. İD’le mücadeleyle uluslararası alanda sempati toplayan bir bölgeye yağma, gasp, işkence, adam kaçırma, yakıp-yıkma gibi olaylara karışan grupların taşınmasının yaratacağı tepkiler farklı olacaktır.


Kaynak: Al Monitor

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol