Cevahir Yiğit Böke yazdı: Israrla ve sürekli anormalleşmeliyiz!

Öz-benliğimizi, normalin ve düzenin elinden kurtarmalı… Bize şiddetle dayatılan itaati yekten ret ederek, sindirilen ve içimize hapsedilen, yabancılaştırılan ötekine, yani kendimize yeniden kavuşmalıyız. Israrla ve sürekli anormalleşmeliyiz…

Cevahir Yiğit Böke yazdı: Israrla ve sürekli anormalleşmeliyiz!

Öz-benliğimizi, normalin ve düzenin elinden kurtarmalı… Bize şiddetle dayatılan itaati yekten ret ederek, sindirilen ve içimize hapsedilen, yabancılaştırılan ötekine, yani kendimize yeniden kavuşmalıyız. Israrla ve sürekli anormalleşmeliyiz…

25 Ekim 2017 Çarşamba 23:44
Cevahir Yiğit Böke yazdı: Israrla ve sürekli anormalleşmeliyiz!

Gazete Emek-Kişi içindeki kişiden nefret eder; çünkü o yıllar önce, içine gömdüğü toplum-aile-kurallar silsilesinin erittiği kendi varoluşudur.  Bu varoluş yine bu muhteşem üçlünün sürekli itelediği, hor gördüğü ve gömmeye çalıştığı bireydir. Birey kendi varoluşunu gömerse, toplumsal varlığa dönüşür. Sonra bu varoluş kök salarak derinlerde gizlenir.

Kişi, olmak istediğiyle karşılaşınca kendisine kötülenen benliğiyle karşılaştığını fark eder ve nefret eder. 


Nefretin kökeni bireyin derinlerde ve gerilerde bıraktığı öz-benliğiyle ilintilidir. Kişi bu saklanmış benlikle karşılaşınca nefret duymaya başlar ve onu sürünün içine dahil edene kadar da bu nefreti körükler. 


Birçoklarının ifade ettiği gibi, toplum bilinçsiz değildir. Toplum bilinçsizliği tercih etmektedir; çünkü bilgi yüktür. Bilgi sorumluluktur. Bildiğimiz takdirde, sorgularız ve sorgulamaya başladığımız anda muhalefet oluruz ve muhalif olma itaatkar olmamayı gerektirir. Oysa Gruen, öz-benlik kaybını itaat etmeyle bağdaştırır. İtaat etmek kişinin düzene ayak uydurmasına ve normalleşmesine neden olur. İtaatle şiddet iç-içedir. Gruen  “kendimize ait olanı yabancı haline getiren şiddetle, bizi itaate zorlayan şiddet aynıdır. Bireyin yaşadığı şiddetin ölçüsü, otoriteye bağlılığının ölçüsünü de belirler. İtaatin köklerini içimizdeki yabancıyı oluşturan süreçlerde aramalıyız.” diyerek bizlere itaati-şiddeti-kendimize yabancılaşma süreçlerini sorgulatır. 


Kaybolduğumuz yer, normal olduğumuz ve düzene ayak uydurduğumuz yerdir. Ve normalleşme sürecimizin her artışında aslında bir o kadar da varoluşumuzda yitirmeye başladığımız öz-benliğimizle aramız açılır. Normalleşme; bir bakıma aynı kategorinin içine girip bir o topluluğun parçası haline gelme halidir. Bizim gibi eril toplumlarda kurallar önceden belirlenmiş ve kişinin varoluşsal durumu ve öz-benliği dikkate alınmadan topluluğun içerisine şiddetle katılmaya zorlanır. Bunu kabullendiğimiz andan itibaren içimizdekine yabancı olmaya başlamışız demektir. 

Yazının devamını okuyabilirsiniz

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol